Tuesday, November 23, 2010

2 toplantı bitti, next....


** alemin kralı geliyoooooo, geliyoooo, geliyooooo oooooooooooo

last 69 daysssssssss


** http://www.nicepackageblog.com/ buradan bir sürü fikir alıp, sonra alışverişe çıkıp, sonra yılbaşı hediyeleri yapmak istiyorum. Mesela küçük çuval bulsam içine mini çikolata-şampanya-kadınlara oje el maskesi vs-erkeklere traş köpüğü filan-prezervatifler-doğum kontrol hapları koysam-oyun hamurları filan üzerine de böle cici bici mesajlar yazsam

Monday, November 22, 2010

Saat 20.20

ve ben daha ofisi terk edemedim.
diyeceksin e neden yazarak vakit kaybediyorsun, çünkü printerdan çıkan 350 sayfanın bitişini bekliyorum.
Beklemesem olur mu? olur tabii, ama bugünün işi bitmediği için yarın daha büyük bir yığın gelir önüme. Yarının tüm gün toplantılarla geçeceğini düşünürsek, yarından hayır gelmeyeceği için çarşamba gecesi de zehir olur.
Ha bugun çalışınca çarşamba zehir olmayacak mı?
Şiddetle muhtemel olur, ama perşembe belki?

Ya işte böyle bir kısır döngü, sporda olmam gereken saatte burada popo yassılaştırıyorum.
ama ben hayri pıtırı seyretmek istiyorum.
sonra masaj yaptırmak istiyorum, efendime söyliyim anneme gitmem lazım, sonracığıma elixir ve uruk beyler ile içmek istiyorum, evrim hanım ile yüz yüze görüşmek istiyorum, suratımda kara noktaalr dağ olmuş cilt bakımı istiyorum, sonra doktorum bu ara yine bir göz atacakmış bana, liseden bir iki arkadaş gel lan artık diye rest çekti falan filan.
saat oldu 20.27
daha cevap verecek 3-5 mail var, ben işe dönüp onları yazayım en iyisi.
önce bir bardak kola alayım ama.
badem yedim de, ağzımın tadi bozuldu. yok aslında bademden değil, bir şey okudum ona bozuldum. Kezban bile değilmişim. ne hoş be yaw...

haaa bir de çok güldüm, bizim adamla biz ayrı iken onunda pek güzide bir hanım kızımız ile ilşkisi olduydu. allah için hoş kız, kuyumcu kızı, bir bankada iyi pozisyonda, xxxxxx manager kendisi.
6 ay bizimkini toparlamak için excel tablolar yapmış :)))) yemek seçenekleri için bile, valla bak.
hani dalga geçeceğimi sanmasa, açacam telefon güzel yavrucugum diyeceğim, adam toplamak tablolarla olmuyor, keşke olsa, neler döktürürdüm ben :)
bizim adam sebze yemez, ama yediğini anlamazsa yer. Pırasayı mesela soğan diye kakalarsın, havucu rende yapıp öldürürsün, kereviz patates olur. Lahana vs sebzeyi vokta şekilli kesip yaptığın sürece kakalarsın. Çok mu mızmız etti, domates sosunu yaparken atarsın tüm sebzeleri, 2 bıztttt anlamaz yer. güzel kızım sana el blendırı, robot vs her şeyi bıraktıydım, accuk pratik zeka çalıştırsan hepsi olurdu.
ayrılma sebepleri de beni unutturamaması imiş :) buna af edersiniz popom ile güldüm. Tablo yapasıya aksiyon yapsaydın valla 3 gün sürmezdi unutturmak. yeni nesil tın tın şekerim. hoş iyi yapıyorlar, ikiye ayrılsan bazı sonuçlar hep aynı.
oooo saat oldu 20,36, ben kaçar


Sunday, November 21, 2010

Bildiğin kurufasulye işte

Deep freeze bakıp duruyorum
Kalan azıcık fasulye.
Hadi dedim, bitsin artık, yenisine yer açılsın.
Dolabı açtım az bir şey artık sucuk, sucuk Beeves'ten. Denemedi iseniz deneyin, Dükkan'a 10 basar. Hem eti, hem yan ürünleri. dilerseniz orada yiyin, dilerseniz çiğ alıp eve. İthal et falan filan derken çok kasaptan elimi çektim, Beeves hala gönül rahatlığı ile aldığım yer. Tembel günler için köftelerinden de alıp atın buzluğa. Pınarın soya kırıntılı katkılarına verdiğiniz para ile aynı.

domatesimiz var, hmmm güzel chili, akşamdan kalan yarım kırmızı dolmalık, bir de küçük soğan alınırsa tamamdır bu iş.
Önce sucuklar minik kesilip atıldı tencereye, yağlarını sala sala pişiyor, o arada soğan küp edildi hooop içine. Ekstra yağa gerek yok. O arada kalan biber küp oldu, hoop onlarda atladılar tencereye. Blender alındı, biraz biber salçası, 2 domates, tuz, chili, karabiber, bzzzttttt su oldular.
fasulye tencereye, ardından domates suyumuz.
mum alevinde takıldılar uzun süre.
Fasulye zaten pişmişti, ayrıca suya ne gerek?
Pişince iki minik güvece, akşam olunca ısınmak için fırına girip daha da helmeleşecekler. Pilav ve cacıkta tamam. Çıkıp ekmek almak lazım, ama daha sonra.
Ben Dragon's Den'i seyretmeye. 2 aftalık birikmişim var.

Sıcak

Kasım'ın bitmek üzere olduğuna inanmak zor.
Geceleri hala açık cam ile uyuyorum; ya da uyumak için bir çabam oluyor diyelim.
Geceleri sessizlikte sesini duydugum bir kuş var, gece 2-3 gibi tam sessizlik başlayınca başlıyor ötmeye. Arkadaşım oldu :)
Bugün sanki biraz daha serince, bayram/tatilin bitmesinin huzuru var sanki üzerinde.
Bugün çalışmayı bıraktım artık. Sadece yıkanıyorum, televizyona boş boş bakıp bir şeyler atıştırıyorum, okuyorum.

Saturday, November 20, 2010

Haddini bilmek

Basit ama etkili örnek:

- (Mehmet Ali Erbil, Güner Ümit gibi ünlü isimlerin gafları yüzünden ekrana ara vermesiyle ilgili) Bu kadar değerli isimlerin benim yaşım kadar meslek hayatları var. O yüzden bu konuyla ilgili yorum yapma hakkı benim değil halkındır.

Friday, November 19, 2010

Mezar şart

mezarı olsa, aklıma estikçe gider, toprağını kabartır, dertleşir dönerim
o bile yok...

sabahlar... cambaz... walking...güller




Son günler...

bayram-tatil denen günlerin sonuna geliyoruz neyse ki...
bir gün güneşi fırsat bilip yürüyeyim dediğimde, suratım nasıl kötü ise, ben daha evden çıkamadan geldi almaya. süpriz, gidiyoruz dedi.
Uzunya'ya gidildi yine.
Güneşli İstanbul'dan sanki İskoşçya'ya ışınladılar. Sisler altında balık.
Uzunya'nın bildik orta güzellikte mezeleri, orta güzellikte balıkları.
Sessizlik ve tahta masalar olmasa gidilir mi uzunya'ya? gidilmez.
Bundan epey seneler önce gittiğimizde çok aşıktık biz, ellerimiz ayrılmazdı, güven vardı, gülüşler vardı, umutlar vardı, bekleyen güzel gelecekler vardı.
o günleri andık biraz, güldük halimize...
Bambaşka insanlar olmasak bile, yola çıkılan yerden çok uzaktayız, çok başkayız.

3-4 bira çarptı beni. Sarhoşluğun verdiği rahatlık, günlerdir masanın başından kalkmadan/kalkamadan çalışmanın yorgunluğu filan derken iyi geldi.
Ertesi sabah, caddeye inip birer kahve bile içip gülüştük. tuhaf geldi. Arkadaşlığın başka bir boyutu, özeni farklı, korkusu farklı; ama bir yapmacıklık var hep içinde.

Önümüzdeki ay endometriosis tedavisi başlayacak. ağrılar azalacak, hatta yok olacak diyor doktor amca. 2 gündür beni yerden yere vuruyor ağrılar, karnımda su torbası, yanımda ağrı kesiciler, gevşeticiler... akşam içtiğim ilaç sayısını unutup 2 kadeh şarabı yuvarladım, bir baktım başım döner, midem bulanır. Güzelim '99 Tempranillo çıktı tabii gerisin geri. Halbuki nasıl kadife gibi kaymıştı.

Uzunya'da ne çok cocuklu çift vardı... Ne çok çocuk ağlaması, ne çok şımarıklık, ne çok kapris. diğerlerine inat efendiliğinden ödün vermeyen bebekler ve minikler.
Hele Selim adında tahmini 8 aylık bir bebek bizi hayrete düşürdü. Kucağına gitmek istediği herkesi göz hapsine alıp, kahkahalar atarak ilgilerini çekip çağırdı mutlaka yanına; her gittiği kucakta bir sarılmalar, bir cilveler... 5 saat boyunca bir kez bile ağlamaz mı bir bebek? altını kirlettiğinde anneye acıklı bakışlar ve mırıldanmalar.

bir yandan tercümelerim, ne kadar derseniz bildiğiniz bir migros poşeti dolusu sayfalar :) yarısı bitti, yorgunluktan gözlerim kapanmazsa cumartesi akşamına bitirip pazar dinlenmek istiyorum.

Wednesday, November 17, 2010

Bayramın 2. günü

5te başladı gün
uyuyamıyorum
elixir bey'e döndüm

keşke hiç tatil olmasa, her gün iş olsa
ve aklımdan hiç bir şey geçmese
bir şey özlemesem, bir şey hatırlamasam
hafızamda iyi kötü ne varsa silip, ormana atsalar beni
sıfırdan başlasa her şey

ben işime geri döneyim, kendini dinlemek tehlikeli zira...

Tuesday, November 16, 2010

Bayramın 1. günü

Sabah 7de kalk
kahvaltı et
gazetelere bak
adamı kaldır
yedir, işe gönder
tatil ofisim olan yemek masasına geri dön
çalışmaya başla
3te cinnet geçir
kalk yıkan
dışarı çık, hava al, colan bitmiş al, sigara al
eve dön
çalışmaya devam et
müşteri bağla
elixir ve uruk beylere bayram maili at, ellerinden öp
post yaz
çalışmaya devam et
1 gibi yatmaya çalış, zira sabah yine 7de kalkıp çalışmaya başlamak lazım
nokta

ha bir de yemişim 9 gün tatili
bana değil lan o tatil!!!!!

Monday, November 15, 2010

2011'e x kala

2011 e kaç gün kaldı?
45 filan değil mi?
Aya gitmeyi filan geçtim, eller nerelerde...
Karşımda mba yaptım diye oturup, züktürüp giden şahıs var ya: hah işte o şahıs excel namına tek bir şey bilmiyor

ilkokuldan bir bebe çeksem, yapması gerekeni 50 kez yapardı
Sana geliyorum rabbim
İçim şişti

Çığlık atmama az kala

Lisanım için şimdiden özür, ama insanım
Ve rahatlamam şart

allahın şoparı,
zaten bir zük düzenli bırakmadan bastın gittin
bir de evden ona buna mail atıp, olmayan kafandaki olmayan bilgilerle ortamı züküyorsun
bir de arkandan onları topluyorum
bi sus be yaw
madem gittin, allah aşkına sus karışma
bari arkandan pislik toplamaya devam etmeyeyim
yaptığım işide züküp batırma

Friday, November 12, 2010

Saatlerimize bakıyoruz...

Evet, saatimize bakıyoruz
Cuma, 14.51
her hangi bir dosya devri yapıldı mı? hayır
Ne zaman gidiyoruz?
bugün son
Patron sorar, sen evden de bakacak mısın işlere?
Cevap verilir: ya tabii ki bakacağım, ama ben numuneleri göremem, Seden takip etsin

Patron x firmadan iş var mı diye sorar.
Cevap: evet var ama ben dönünce o işleri alacağım
Patron: E 4 ay biz o firmadan iş almayalım mı?
Cevap: evet, benim müşterim o, hem siz beceremezsiniz....
Patron: Ben odama gidiyorum, sonra konuşuruz!!!

Örnekteki patron 55 yaşında, 15 yaşından beri bu işin içinde, dile kolay 40 sene
diğer zibidi 28 yaşında, 5 senedir işin içinde
Densizlikten örnekler dinlediniz

diğer şirketlerde de hamileler bu haltları yiyorsa, neden patronlar hamile istemiyor gayet net anladım.

Aman kimseye kadın olduğunuzu söylemeyin!!!!!

Önce ev kadını idi...
Sonra ev hanımı olduk
Şimdi ise ev bayanı olmuşuz

Nasıl bir aşağılık kompleksi ise, nasıl bir sonradan oldumcuk kibarlık budalılığı ise

Thursday, November 11, 2010

Bugün ne öğrendik?

Densize yardım edersen, seni kendi asistanı zanneder...

Örnek:
Fiili durumundan ötürü şahsa acırsın, ve yardım teklif edersin
Ne kadar yardım edilir? Kendi işin elverdiğince
Gemi azıya alan kişi "al şunu da yapsana" diye bir cümleyi kurar
cinleri tepesine çıkan kişi, ayağını uzatır masanın üzerine ben yarım saat kestireceğim der
masada hafif yan dönerek bir taraftan da bu postu yazar

1 iş günü daha, ya sabır....

İş Zekası

yazmak istiyor muyum bu konuda?
Evet
diyecek çok sözüm var mı?
Evet

Her şeyden önce, sanırım ben burada yaşadığımdan sonra hamile kalmaya tövbe ederim.
Eğer bu şekle dönüşeceksem, kesinlikle istemiyorum.
Her hamile kalan mı böyle? Bana mı bu rastladı?

Zıçtığımın vicdanı, konuşmama izin vermiyor. ama Allah aşkına insan izne çıkacaksa işlerini toplamaz mı? 4 ay olmayacaksa? Zaten daha burada iken işleri saldığın için her şey karman çorman, gerçi önceki senelerde de durum farklı değilmiş.

Müşterinize ya da imalatçınıza bağırmak için sebepleriniz neler olur?
Öyle sebeplere şahidim ki, bugüne dek kaçan müşterilere/imalatçılara nedense şaşıramıyorum.
Bir insanın İstanbul dışında büyümesi çoğu zaman artıdır, ama orada yetişip burada İstanbul'lu formuna bürünmek isterken adapta-terbiyede ipin ucu kaçtı mı, iki arada sıkıştılar mı iş zor...

2 ayrı katta çalışıyorduk diğer çalışanlarla, aralık itibarı ile tek bir katta birleşeceğiz. şimdiden izinden dönünce milletle nasıl kavga edeceğinin hesaplarında...
Yersiz huzursuzlukları sevmiyorum.

cuma'dan sonra 4 ay neyin ne olduğunu bileceğim.
sonrası için ayrı odaları umuyorum....

bir iş günü

sabah 7de başlayan iş günüm ertesi sabah 5te bitti
şimdi 3 saat uyuyup işe döneceğim
güya acenta olarak çalışıyoruz
hangi üretici bizim kadar çalışıyor merak ediyorum

bir de hamile kalırsam bir gün, bana şunları hatırlatın:
- ben hamileyim diye kimsenin iş yapmasına engel olmamalıyım
- ben doğum iznine çıkarken seden her şeyini 1 ay önceden teslim ettin değil mi diye sorun

büyük konuşmayayım ama sanırım ben öyle bir hamile olmam
cuma son gün, çarşamba cebren ve hile ile tüm makinesini kopyaladım, zira hiç bir şirket için açılmış tek bir dosya yok, laptop kendisi ile gidecek
maillerini bile kopyalattım
ama bilin şirket makinesinde hangi mail programı kullanılıyor?
windows live mail....

ev için bile uygun olmayan bir programı, nasıl bir zeka ile insan işte kullanır, allah aşkına aklı eren bana açıklasın

dün itibarı ile ocak 15e yetişecek 182 modellik sipariş poposuna patlayan seden, ayrıca yaklaşık 7800 mail içinden yürüyen siparişleri keşfedecek

ha 0 182 modelin, her biri için minimum 5 sayfa açıklama içeren dosyaları da tercüme edilecek tarafımdan.
Bayram tatili mi dediniz? 9 gün mü dediniz?
Popomla gülüyorum af edersiniz....

Monday, November 8, 2010

Kısmet Profili, Kadın Önyargısı, Aile Gazı, Kodumun Statükosu, One Nite Band, Ucubelik Kurumu

Yeni insanlarla tanışırken; “Adım şu soyadım bu... Bilmemkaç yılında şurada doğdum, evliyim ve bir çocuk babasıyım, tanışma aktivitesi içindeki diğer arkadaşlara başarılar dilerim” formatındaki yüzeysel özgeçmişi (azgeçmiş), yaklaşık 2 yıl önce değiştirmiş idim, bilen bilir. Artık bu tip sunumlarda kullandığım metinde “Boşandım ve bir oğlum var” ibareleri bulunuyor.

Tatlısu “duyarlı insanlarının”, kadın ruhundan anladığını iddia ederek avlandıkları Cinsel Hazlar Sabit Pazarı’nda tezgah açmaktan itina ile kaçınan bedenim; bana hala “tek eşlilik candır” diye fısıldayan beynimi dinliyor. Modam geçmiş, çağdışı kalmışım. Lakin nema problema... Zira içinde nefes alacağım çağ bu çağ ise, dışından bakmak daha eğlenceli duruyor.

İşte bu ucube Uruk Hai; hala “İlişki özeldir, et pazarlığı yapılmaz. Sadece seks için, bilimum sıvı ortalığa saçılmaz. Hayatındaki herşey değerlidir ve hepsini değenlerle paylaşmalısın. O halde vücut sıvılarıı da kamu yararına, bir nevi amme hizmeti gibi dağıtma!” desin dursun... Hayatım one nite show formatında akıyor. Garibi, sorumlusu ben değilim!

Hala sevebilen, duygu üretebilen yerlerim varken hazır; bir kadını yaşamımın merkezinde bir yere koumlandırayım dedikçe; işte bu en baştaki az-öz geçmiş sayesinde, birtakım bedenlerin gecelik atıştırması haline gelmekten çok sıkıldım yahu... Şöyle açıklayayım:

Biri ile tanışıyorum, hoşlanıyorum. Hoşlanıyor. Zemin top oynamaya müsait, hava şartları elverişli. Bundan sonrasında gelişen bir iki saatte, birbirimiz hakkında sorular soruyor, doneler elde ediyoruz. Değerlendirme süreci başlıyor kafada... İki taraf da tartıyor aldığı yanıtları: Duyarlı mıyız? Saygılı mıyız? Özel bir yer konumlandırabilir miyiz? Götürmeye mi çalışıyoruz? Vs. vs...

Sonra ben doğal olarak hayatım ile ilgili donleri sunarken, dul ve bir oğul babası olduğumu belirtiyorum. En fazla 24 saat içinde bir mesaj düşüyor ya posta kutusuna ya da cep telefonuna: “Canım çok tatlısın, seninle zaman geçirmek çok keyifli. Ama sorun sende değil bende... Arkadaş olarak sürdürelim mi?”

Kafadaki kaygılar aynı ve çok net:

1- Oğlu ile ilgilenecek.
2- Eski eşi, oğlu yüzünden hep hayatında olacak.
3- Evlenmiş ve boşanmış. Doymuş bir şeylere...
4- Başkasının çocuğu hayatımda olacak...

O zaman bende bir tiksinmedir başlıyor, bir türlü de durmuyor. Çok değil bir akşam önce, birer kaeh içkinin yanında konuştuğumuz hayat, bakış açıları, duygular, gelecek vs. ile ilgili konular, sunulanlar, insanı insan yapan tüm değerler o masada bırakılmış... Artık bu adamı tanımlayan, sifatlandıran, karakterize eden sadece tek bir kalıp var: Dul ve çocuklu....

Evet, böyleyim. Evet iki sıfat için de gurur duyuyorum. Kangren bir ilişkiyi bitirebilme cessareti gösterdiğim ve gelecekteki olası yalnızlığa rağmen bunu göze aldığım için hiç pişman olmadım ve hala bu kararımdan ötürü kendimi övüyorum ara sıra, ayna karşısına geçtikçe... Evet bir oğlum var ve hayatımı anlamlı kılan birkaç insandan biri... Şu ne idüğü belirsiz, adına yaşam denen sidik yarıştırma platformunda “Evlat, sen ne güzel birşeysin” diyerek bakabildiğim yegane yüzü gördüğümde “Ulan Uruk Hai, sen demek ki böyle bir güzelliği sunabiliyormuşsun” diyebiliyorum.

Bu iki sıfatımı; suratıma sanki artık bir ucubeymişim gibi yapıştıran, kafası kalıplarla doldurulmuş tüm kadınlara söylenecek bir milyon ve üzeri küfür varyasyonum var. Sıralamaya üşeniyorum.

Yazarın notu:
Şarap + şömine ateşinin birleşmesinden oluşan kızıllık, bir tek masum yanaklara yakışıyor.

Sunday, November 7, 2010

pazar keyfi

sevgili blog sakini, benim pazar keyfim koca fincan çaydır, mümkünse 3 tane arka arkaya..anca kendime geliyorum.Bundan da başka keyif tanımıyorum en azından şimdilik...iddialı olmamakta fayda var.

Wednesday, November 3, 2010

vır vır

feci içim sıkılıyor
aradaki manasız kahkahalarım sevkten değil

sabah 5te ağrı ile uyanmamalı insan
çocuklar duymasının filmi de çekilmemeli
ahmet hakan daha da konuşmasın oktay ekşi için
oktay ekşi gitti ise, salih memecan neden koltuğunda?
uzan'ın gittiği erotik klüpten bize ne!!!!
verdikleri destek haplar filan işe yaramıyor, kış uykusuna yatasım var
furminator denen kedi tüyü aleti bir mucize, kedisiköpeği olan herkes alsın, ev dergileri bile aleti tanıtsın
en çok para kazanılan müşteriye döver gibi birmailin basit bir konu için yazılmayacağı birilerine açıklansın, anlatılsın ki ben akşam 11de birmail görüp, salağa yatıp ortalık sakinleştirmeye çalışmayayım
son 10 gün kalmışken dosyalar artık devredilsin, zira z.i.k. gibi kalacağım akabinde, gerçi detaylarına hakim olunmayan dosya nasıl devredilecek ayrı konu
dün akşam erso ramazotti'yi ilk 84 yılında keşfettiğimiz aklıma geldi, 26 sene olmuş, vay be
dün akşam Diggiloo Diggile yi hatırlatarak aklıma sokan ve hala mırıldanmamı sağlayan hanımefendiye saygılarımı sunarım :)
nakkaştepe yolumu halleden kaldırım çalışmalarına saygılarımı sunarım, erenköy-mecidiyeköy tam 2 saat sürdü

şimdi çıkıp işe gitme zamanı