Thursday, October 28, 2010

Fem

Benim olmadin gozum gormuyor
Olesim var ya yurek yetmiyor
Seytani duydum cek git diyor
Beni gonderme
Benim olmadin yaniyor canim
Sorasim var ya dunum yarinim
Kafam almiyor bana mi kiydin
Derim ogretme
Kucucuk yuregimle ben sana
Adam boyu sevdalar buyuttum ama
Inandiramadim
Buyu bozuldu dunya yalan
Icimde bir seytan durmadan
Yagmurlar dusuyor uzerime
Yar benden geciyor bile bile
Emir kimden niye soldu cicegim
Sendin ben gonca femdim

böyle bugün...
http://www.dailymotion.com/video/xdt8lz_sibel-alay-fem_music

Wednesday, October 27, 2010

zehirlendim AMK

sıçarım böyle işin içine..mahvoldum lan...bittim valla..
daha yeni kendime geliyorum..

Sunday, October 24, 2010

Allah akıl fikir versin

Popomu topladım ya az bir şey, canım waffle çekti.
dün gece de 2 civarı çekmişti, abbas kapalı idi, başka yerden söyledik, mok gibi idi af edersiniz...

şimdi yine düştü aklıma, çağırdım abbas'tan
frambuazlı çikolata, muz ve yeşil fıstık

gitti misafirler, ev toplandı, benden başka herkeşler uykuda
ben waffle peşinde
beni belçika yağmurlarında yıkasınlar :)

Bazı günler iyi geçmez

İlaç kokteylleri sabaha karşı 3 gibi işe yarayınca uyku geldi. Tatlı tatlı uyuyup tatlı tatlı uyandım hazır bir kahvaltıya. Kahve koydum, üzerimi değiştim, sağlıklı bir gün gibi her şey. Yolcu edip, kredi kartına el koydum her hafta sonu gibi. Eve alınması gerekenler var, mutfak boşalmış, ayın dergileri alınmamış... Önce yarış dedim, nasıl olsa kayıtlı, başladım seyretmeye, o ne? Yağmur, güvenlik araçlı start, 15 tur hala keyifsiz. Hadi dedim bari dışarı işlerini halledeyim. Önce kangurum ve market alışverişi, akşam üstü getirsinler. Sonra haftalık et, evin erkeği et dışı bir şey yemeyince alınacaklar listesinde baş sırada. Ya beeves'ten ya da gurme garage'dan. Malum ithal et vs derken her yere güvenemez olduk. Biraz köfte, biraz tavuk, biraz pestolu antrikot, bu da tamam. İstikamet optimum, evin erkeğinin sonbaharlık giyeceği kalmamış, kazakları eskimiş. Saat 11 buçuk, güzel, daha çok kalabalık değildir. Hızla içeri giriş, bir kaç uzun kollu polo, 2 gömlek, 2 merserize kazak. Hepsi 100 lira, basicleri ucuza getirmeyi seviyorum, seri sonu hikayesi güzel. Kangurumdan bir iki şeyi almayı unuttuğumu fark ediyorum, e hadi migrosa, jet kasa var nasıl olsa, 2 dakikada çıkarım. Bok çıkarım!!!! Sadece 1 kasa açık ve teknoloji özürlü tüm bireyler jet kasada. 2 kişiyi dayanamayıp azarlıyorum 10 dakika bekleme sonrasında, birinin alışverişini ben bitiriyorum, el atmasam sabaha dek oradayız.

Sonra telefon çalar, akşam çocukalr maça gelsin mi? Gelsinler. Tekrar gurma garage, biraz daha köfte alış. Hızlıca düşünme akşam ne verileceğine dair, köfte, püre, pilav, zeytinli ekmek, birer kaşık acuka köftelerin yanına. Nasıl olsa sofraya oturmayacaklar, servisi kolay. Evet, başarılı seçim.
Eve dönüş. hadi yarışı seyredeyim. amanın Button 12., yuppiiiiiii vettel motor patlatmış, süper haber. webber'e üzülüş, hamilton ikinci, iyi haber ümit bitmedi, ama seziler bu sene alonso diyor.

Bir parti çamaşır yıkanmış, hadi kurutucuya. diğerleri de makineye yıkanmak üzere. Çocuklar gelmeden eve bir süpürge tutup toz almalı, hay allah akşam kedilerin kumunu temizlemeyi unutmuşum. Daha iş için hazırlanacak bir iki dosya var, arkasında da haftalık iş planı çıkarılmalı. Cuma günü acelesi olan ben değildim. Karşımdaki hazırlandıktan sonra tuvalete gittim, çantamı topladım. kapıda of pof bekliyor. ayyyy dedim, bugun programsız olacağım tuttu, beklettim seni :) Hadi dedikçe ay şunu unuttum, ay şu ay bu derken 15 dakikayı aşkın beklettim. İntikam saati!!! yolda ah uh of pof geç kalıcaz, güldüm dedim ben her gün x lira verdiğim derslere giremezken bu kadar söylenmiyorum, her akşam seni böyle bekliyorum; biraz geç kalmak öldürmez, arkadaşlarınızın evi kaçmıyor ya?
Ay ama sadece 15 dakika geç kalıyorsun sen...
Dedim pardon? Neye göre 15 dakika?
Ders başladıktan 15 dakika sonra ben garaja giriyorum, park yeri arıyorum, geç kaldığım için çoğu zaman ite ite arabayı valeye veriyorum, hoppp +6 lira, park yerinden gitmem soyunmam ders yerine çıkmam 10 dakika dersin 30 dakikası geçiyor, son 30a giriyorum. Baştaki ısınmaları kaçırdığım için ağrıyan sağım solum kdv si.

Ses yok. Umarım sorun çözülmüştür.
Son 3 hafta, sabır....

Ben işlerime geri döneyim, daha alınanlar yerleşecek, bulaşık makinası çalışacak, mini temizlik, arkası iş. Sekiz dedi mi gelir bizim yamyamlar.

Saturday, October 23, 2010

Ne zaman?

Ağrıya ne zaman isyan etmek lazım?
Gözden yaş getirdiğinde mi?
Etten et koparken mi?
İlaç kokteylleri bile kifayetsiz kaldığında mı?
Acıdan ağlarken uyuya kalındığında mı?
Ağrısız bir gün özlendiğinde mi?

"Sıkıldım"

Tuesday, October 19, 2010

Zaman

Kırdım mı şeytanın bacağını?
bilmem... 3 dakika buldum, yazıyorum hemen

Zaman ve Saygı

* ipleri kimseye vermeyi sevmiyorum, birine tabii olmayı da. bu yüzden işe kimse ile gitmeyi sevmem, +1'im var işe gelirken. Her sabah min. 4 dakika geç kalan, akşam iş çıkış saatimi mutlaka aksatan, sabah işe erken gelme arzumu görmezden gelen... Çok sinirliyim, çok geriliyorum, sanırım doğum sonrası konuşmam gerekecek, şu an kıyamıyorum zira... Sabah benim köprü trafiğine 4 dakika geç girmem, 20 dakika attırıyor. Ofise girer girmez işe adapte olabilenlerden değilim, yarım saate ihtiyacım var, kahve-çay-cola içmeli, gazetelere bakmalıyım. o 4 dakika yüzünden işe gelişim 9.20, kahvesi vs derken saat 10... Benim iş ahlakım değil ki bu. Üstelik 20 dakikada geleceğim yolu 1 saatte gelmekte istemiyorum, arabamı yıpratmak istemiyorum, fazladan benzin harcamak istemiyorum, yorulmak istemiyorum, arabanın içinde tıkılı kalmak istemiyorum. Yolda joy fm ya da power türk'te dinlemek istemiyorum, zira sabahları uykum açılsın diye daha hareketli bir müziğe ihtiyacım var, biner binmez açtığım kanalı çevirmek doğru değil, ben geriye döndürdüğümde, tekrar istediğin yere almakta doğru değil.
Akşam ben x saatte çıkacağım dediğimde, şayet benimle geleceksen benimle o saatte hazır olman gerek, tam o saat geldiğinde çantamı toplayayım, tuvalete bir daha gireyim, ay son bir mail yazayım dediğin zaman benim tüm programımı alt üst ediyorsun. Ben tüm bu sıkışıklığın içine spor sıkıştırmaya debeleniyorum, yoksa ilaçların vucuduma toplattığı su ile ben balon olacağım. anasının dini kadar para ödenen yere de bir zahmet gidebileyim, son dakika çıkardığı ekstra 20 dakika benim hayatımdan çalınıyor. Kaldı 4 hafta iznine ve 4 ay o işleri de ben benimkilere ek olarak takip edeceğim. Daha devir yapılmadı... hiç bir yüklemenin doğru düzgün dosyası yok... ve ben evden de takip ederim bunları hayali var. Popoma kaçacakları gayet net görüyorum. Sorumsuzluk bence bu. Yerini-önemini kaybetme korkusunu görüyor ve anlıyorum, becerebildiğimce anlayış gösteriyorum, ama çocuk eyler gibi davranmak zorunda da bırakılmamalıyım. Çok tatlı, çok seviyorum, beraber çok eğleniyorum ama ucu bana dokunacak şeylerde gösterilmesi gereken saygıyı göremiyorum. Şimdilik olayı hormonlara yorup sabır içerisindeyim, ama dönüşte bu iş böyle yürümeyecek...

* Şimdilik gözüm iş dışında bir şey görmüyor, ilaçlar görecek hal bırakmıyor zaten. En zayıf yer olarak dişlerimi buldular bu sefer, oraya saldırıyorlar. Bir de gözlerim, bu hafta göz doktoruna gitmem şart... Okumayı geçtim, yürümek bile azap şu an, mesafeyi ayarlayamıyorum, ayağım sürekli boşlukta gibi...

* Bunlar şikayetler, ama bütünde kendimi fena hissetmiyorum. Bir ritm tutturdum gidiyorum. Yeni koşullara adapte ettim kendimi. Yeni koşullarımı yaratmamı zorunlu kılanların sitemleri ise göz yaşı döktürdü bu sabah. Çok değil, çabuk toparladım. Resmi değiştirmeyi isteyen ben değildim, resim değişirken her koşulun aynı kalamayacağını öngörmek gerekiyordu. Ben nelerin beni beklediğini bilerek topladım her şeyi. Gönlümden geçenlerle yapabileceklerimin farklı olacağı büyük bir sır değildi. Her şeyin sonunda beni suçlamak ne derece akıllıca bir seçim bilemedim... Hem tekme at, hem de düştüğünde neden ağlıyorsun de... Dalga geçmek böyle bir şey işte.


Saturday, October 16, 2010

Ne idüğü belli olmamak, Türkçe ? İngilizce ? THY Twitter'da...Kocaman bir şaka

Internet hakikaten kocaman dünya, yapıyorsun birşey, sonra seni kocaman maymun ediyorlar ruhun duymuyor.
Çıktı ya şimdi bir sosyal mecra fırtınası hadi biz de gelelim, follower'larımız olsun, insanlarla duygusal bağ kuralım, paralar harcayalım, dönüşünü alalım..

Bir de bunlar çıktı işte, ulan kurmuşsun birşey ismi Turkish Airlines, altında Turkish Airlines'in resmi twitter kanali diyosun yari türkçe, yari ingilizce be mübarek adamlar hiç mi dikkat etmiyorsunuz be ?
Hadi geçiyorum yukarsı böyle aşağıdaki tüm feed'leriniz türkçe..e o halde niye turkish airlines ?
madem turkish airlines o halde niye feed'lerin ingilizce değil ?
Ben söyleyeyim hemen çünkü düpedüz salaksınız hepsi bu kadar, işgüzar adamların, işbilmez ama işsatar çoluğun çocuğun eline düşmüşsünüz..
Kurumsal itibarında böyle maymun olur yaban ellerde..hastasıyım böyle işi projelendirip, yöneten dangalakların para kazanmasına..

Wednesday, October 13, 2010

Bakarsan bağ bakmazsan dağ olur bu blog..Sevgili Günnük!

Sevgili Günnük;
bugün ceren’in pıtısını gördüm. anasınıfındaki tüm kızları elliyorum, pipim mermer gibi oluyo.
yazı yazmayı iyi öğrendim, tüm kızlara yazıyorum.
efruz ipnetorundan 30 misket üttüm öğle tenefüsünde sonra onları 2-C den selin’e verip onuda bi yokladım.
sümük yedim. bu kadar bitti.
24-06-1987


Diyeceğim o ki blog'u boş bırakmamak lazım :)

Sunday, October 10, 2010

Günün şarkısı : Radiohead- Optimistic

Severim pek çok, pek çok ama ben...

Flies are buzzing around my head
Vultures circling the dead
Picking up every last crumb
The big fish eat the little ones
The big fish eat the little ones
Not my problem give me some

You can try the best you can
If you try the best you can
The best you can is good enough
[x2]

This one's optimistic
This one went to market
This one just came out of the swamp
This one dropped a payload
Fodder for the animals
Living on an animal farm

If you try the best you can
If you try the best you can
The best you can is good enough
[x2]

I'd really like to help you man
I'd really like to help you man.....
Nervous messed up marionette
Floating around on a prison ship

If you try the best you can
If you try the best you can
The best you can is good enough
If you try the best you can
If you try the best you can
Dinosaurs roaming the earth [x3]

Burdan deneyin:

Sunday, October 3, 2010

Here comes the rain again...

Here comes the rain again
Falling on my head like a memory
Falling on my head like a new
emotion
I want to walk in the open wind
I want to talk like lovers do
I want to dive into your ocean
Is it raining with you

So baby talk to me
Like lovers do
Walk with me
Like lovers do
Talk to me
Like lovers do

Here comes the rain again
Raining in my head like a tragedy
Tearing me apart like a new
emotion
Oooooh
I want to breathe in the open wind
I want to kiss like lovers do
I want to dive into your ocean
Is it raining with you

So baby talk to me
Like lovers do

Here comes the rain again
Falling on my head like a memory
Falling on my head like a new
emotion
(Here it comes again, here it comes
again)
I want to walk in the open wind
I want to talk like lovers do
I want dive into your ocean
Is it raining with you

Saturday, October 2, 2010

Özet özet

- Pazartesi sabahı 2 saati aşan sürede işe varmak sanki dündü, ne çabuk bitti hafta...

- dikişler son 2 gündür daha hızla erimeye başladı, vücudun tuttuğu su nihayet gitmeye başladı, gaz problemini sanırım aştım. İlaçlar hala problem, sevmiyorum arkadaş, zorla mı? Önümüzdeki ay daha güzelleri gelecek gerçi, 6 ay nasıl geçecek bakalım...

- Bir daha bir daha bir daha: dağınık insanları sevmiyorummmmmmm

- bir işi yaparken 3 adım sonrasını hesaplamayanları da sevmiyorummmmmm

- bu hafta ne yapıp edip spora geri dönüyorum, başlarım doktoruna da diğer konuşanlara da. Yaşam zevkimi aldılar elimden be!!!

- bu hafta ne yapıp edip blog beyleri ile yiyip-içmeye çıkacağım, çok özledim zira.

- sabah 7de kalkıp çalışmaya başladım, koltuk, battaniye, lap top, çay. Resmen sonbahar geldi. Geçen akşam ilk defa arabada kaloriferi açtım, bugün ilk defa salonda otururken camları kapadım.

- nihayet sert yastığıma kavuştum.

- dealextreme'den ısmarladığım kedi tüyü zımbırtısı hala gelmedi, adi ekşiciler hani 1 haftada geliyordu??? alet aha bu, pek methediyorlar: http://www.amazon.com/FURminator-deShedding-Tool-Cats-1-75-Inch/dp/B000PU31MY/ref=sr_1_1?s=pet-supplies&ie=UTF8&qid=1284999198&sr=1-1

şimdilik bu, işe dönüyorum şimdi

Thursday, September 30, 2010

işyeri adabı 2

Bunlara ek olarak benim mesela şirkette dövesim geldiği insanlar var, böyle kafa göz girip rahatlamak istiyorum ama yapamıyorum sizce ne yapayım güzin abla ?

İş Yeri Adabı

Evimiz kendi alanımız, ister pis, ister dağınık.
ancak kişiyi bağlar.
Lakin iş yerleri, ofisler umuma açık yerler, paylaşılan alanlar.
Derli toplu, düzenli ve temiz durmak zorunda.
Çok feci dosya yaparım mesela ben, her detay içindedir, kapakta neyi nerede bulacağınıza dair bir özet bulunur. Neden? Çünkü hastalanabilirim, ölebilirim, dışarıda olup ofisten bir şey istemek durumunda olabilirim, zükerim la bu işi deyip çekip gitmek isteyebilirim... Arkamdan kimse küfretmemeli, her aradığını da bulabilmeli.
Hepsinin üzerine bir de ben bir ofise girdiğimde ortalık bok gibi ise, kendi kıçlarını toplayamayan adamlar benim işimi nasıl kıvırırlar diye bir düşünürüm doğrusu.

bir kaç gündür, hem işlerimi yetiştirmeye çalışıp, hem de ofiste düzeni kurmaya çalışıyorum. İşler iyice yığılmadan düzeni sağlamak lazım ki bir şey aradığımda diğerleri gibi yığın karıştırmak yerine, elimi attığımda bulabilir olayım. Atılacak çıkanları söylüyorum:
- 3 büyük koli kağıt geri dönüşüme
- 2 büyük koli plastik geri dönüşüme
- 3 büyük koli kumaş artığı
- 1 koli yardım kurumuna giysi
- 1 büyük siyah çöp poşeti giysi kardeşe
- 1 büyük çöp poşeti giysi dükkandaki çocuklara
- 1 büyük koli kağıt, tekrar kullanmak üzere yazıcı yanına
- Tüm firma dosyalarını tekrar gözden geçirip düzenleyince 3 büyük klasör dolusu poşet dosya
- 2 klasör dolusu kağıt ayraç
- 2 kase dolusu ataş

yer 2 katlı, benim olduğum katta sadece 3 kişiyiz ve çıkanlar bunlar.
yukarı katı düşünmek istemiyorum. patron baktı ben dellendim, boya da yapalım mı deyince, dedim hemen. Haftaya boyacılar giriyor. Haftada 2 kez ofise kadın gelirken, fayanslar mutfak yağ içinde. Dedim kadına bir fırça kayabilir miyim? Eveti alınca, onları kazıttım kadına. Elinde tek bez her yeri siliyor kadın, hem masalar, hem banyo... aklım yerinden oynama raddesine geldi. İlk iş elindeki bezi atıp farklı renklerdeki bezleri verdim eline, bir kağıda da hangi renk hangi iş için yazdım, bir yandan işimi yapıp, yan gözle kadını kesiyorum.
Dip köşe her yer elden geçiyor. bilgisayar kasaları tozdan kat çıkmış üzerine.

Ve en komiği, ortalık bu halde iken, ay sigarayı x balkonda içsek koku gelmese içeri denmesi oldu. Kahkahayı koyvermişim artık. Dedim pisliğin kokusu gelmiyor mu allah aşkına burnunuza? Tozdan nerede ise birbirimizi göremeyeceğiz, önce şunu halledelim, sonra karar verirsiniz bir köşeye, ben içerim orada, sorun değil, gerekirse içmem de. Ses yok.
En acıklısı tüm ofisler kadın dolu, bir tek patron erkek. Ve pislik bu derecede...
Tamam iş tekstil, mutlaka tozumuz başkalarından farklı, arşiv yükü başkalarından farklı.
ama az bir düzen ile hal oluyor her şey.

Showroomda yerde klasörler... yukarıda atıl bir raflar buldum, şansa showroom takımı ile bir renk, getirttim aşağı, tüm klasörleri sildirdim. aksesuar klasörleri kurtuldu yerden, kartela halinde olmayan kumaşlar abuk naylon poşetlerle yerde, lan 3 kutu işi halleder. Aldım patrondan parayı, gittim ikeaya, 3 kutu hop içine kumaşlar, onları da raflara, bitti gitti.
Adam durup durup bizim showrooma iniyor aaa ne güzel oldu diye.

Nasıl işe şortla gelemiyorsam, sakız çiğneyemiyorsak, ayaklarımızı masaya uzatmıyorsak düzen de uymamız gereken konulardan biri. Kaldı ki günde 12 saatten fazla ofisteyiz.
Leş bir yerde bu kadar saatimi geçirmek istemiyorum.
Düzeni kurdum kurmasına, bakalım düzeni yaşatmak mümkün olacak mı?

Aslan yattığı yerden belli değil mi?
Prenses olup elimizi bir yere değdirmeyince adam olmuyoruz :))

Monday, September 27, 2010

Nasıl yemek pişirmeli? 2

Tembel işi lezzetli yemek zamanı bugün.

Kasaba gidiyoruz, rostoluk etimizi talep ediyoruz ve fileye koymasını rica ediyoruz.
Niye fileye koysun diyoruz? aksi takdirde et pişerken şekli şemali kayar. Sofraya şık koyacağız.

Geldik eve, filenin üzerinden bir kaç yerden ete bıçak saplıyoruz.
Evde varsa taze biberiye ne ala, yoksa bir zahmet markete uzanıverin.
sarımsakları soyun
tane karabiber
tuz
zeytinyağı
kırmızı biber
kırmızı soğan


borcama eti koyun, üzerine zeytinyağını dökün, tuzlayın
elinizle ovalayın
ete açtığınız deliklerden sarımsak ve biberiyeleri sokun
tavanızı ısıtın
eti mühürleyin, yani ısınmış tavaya atın, her yanını kahveleşinceye kadar pişirin ki etin suyu içinde kalsın

sonra alın geriye borcama eti
kırmızı biberleri iri iri doğrayın
kırmızı soğanları 3-4 parçaya bölün
atın etin çevresine
bunlara da karabiber, tuz dökün
açın fırını 200 dereceye
ısındı mı? atın eti
45 - 50 dakika sonra çıkarın fırından

suyu içinde, içi pespembe ama tam pişmiş etiniz hazır
yanına bir püre veya pilav , bir salata
işlem tamam...

Sunday, September 26, 2010

Böyle Singapur'u ben...

Öyle ya da böyle hayat devam ediyor, insan zamanla dönüyor alışkanlıklarına.
Yalnız da seyretsem yarışı adet olmuş ya yarış öncesi özel bir şey pişirmek, baktım dikiş yerleri acımıyor fazla hadi dedim gir mutfağa. Kek vardı gündemimde teeee ne zamandır. Pofur pofur keklerim kabarmaz olduydu. fırınmış sorun gerçekten, ayak üstü çırpıp attığım kabardı da kabardı. vişneli kakaolu yaptım bu kez. ekşi tatları çeker oldu canım, ama az şeker de ister oldum. vişne ilaç oldu bu duruma.

İçerideki dışarıdaki işlerimi sabah erken kalkıp hallettim, kekim pişti, colam soğudu, keyifle yarış seyretmeye müsait her durum. Ama olmayınca olmuyor işte, bu seferde yarış pek tatsız geçti.
Tek heyecan Webber- Hamilton oldu. Sempatimiz Button sebebi ile McLaren'e, yalan yok :)
Ama alışkanlıktan işte Hamilton'a da değer veririz, bokton durumlarına, hırsına yenilip yaptıklarında zarar gördüğünde üzülürüz. Kafasını kullanmalı insan değil mi efendim? Webber'in bu sene şampiyonluk için babası çıksa yola biçeceğini bilirken daha temkinli olmalı kişi. Üşendim pozisyonu geri alıp seyretmeye, nasıl olsa hakemler kurulu verecek kararı, ne görsem boş. McLaren'in elinde Hamilton gibi bir yetenek varken, puanları temkinli Button'dan alması ayrı bir komedi. Adam ne araca zarar veriyor, ne gereksiz riske giriyor.
Bu sene sanırım kontrol panelleri ucuzladı, kaza yapan fırlatıyor yere, Hamilton'da eksik kalmadı tabii. Şık hareket tamam, lafım yok. ama para be hocam, çok para hemide.

Karaktersiz, heyecansız yarışa bir renk oldu Webber-Hamilton case'i.
Son dakika Kovalainen yaktı arabayı, ahım şahım heyecan yapamadı bittabi.

Benim gibi ruhsuz, tatsız bir yarış oldu.
Hadi ben hormonları kaybettim, normal çökmem; yarışa ne oluyor arkadaş? Tamam o da canlı organizma ama bu kadar da deel be...



Thursday, September 23, 2010

Avrupa Kültür Başkenti projesi dahilinde Ekim seçkileri

Evet Türkiye..
Kültürel Başkent İstanbul'daki etkinlik tarihleri alttaki gibidir..
1 Ekim- Dayak Kolektif Seçkisi
2 Ekim-Dayak Cennetten Çıkmadır-çakma tablo sergisi
3 Ekim-Şu Dayak dedikleri...isimli Tiyatro
4 Ekim-Dayak Dayağa baka baka atılır hikayeleri
5 Ekim- Dayak attıkça suratta gül biter retrospektif
vs. vs.vs...
Artıran var mı ?