Saturday, January 15, 2011

Merak Ediyorum...

diyelim bir futbol takımımız vardı
Adı x idi
x takımını finanse eden y şirketi olsa idi

hükümet bir karar çıkarsa idi ve x takımının adı değişmesi gerekse idi ve y şirketinin ortakları takımı kapatmakla isim değiştirmek arasında gidip gelse idi, sokaklarda kaç kişi vardı?
İsyan ne düzeyde idi?

Efes Pilsen ektiğini biçiyor olabilir, seneelrdir sürdükleri tekelci tavrın bedelini ödüyor olabilir.
En azından kendi adıma oh olsun pezevenge diyemiyorum.
Yasakların tatsızlıklarını az buçuk hatırlayan olarak, aklı ererek yasakların halkları götüreceği yeri bilen olarak bu konuda susmayı, bir şey yapmamayı kendime yediremiyorum.
Şu an katılabileceğim tek bir gösteri var: http://www.akpyeiciyoruz.org/

29 Ocak'ta ben orada olacağım, tek başıma olsam bile gideceğim ve içeceğim.
Aylardır ağzıma pek içki koymamakla beraber gidip inadına içeceğim.
İster özgürlüğümü kaybetmenin şerefine, ister haklarımı korumanın şerefine... hiç fark etmez.
Ben içeceğim o akşam. Var olduğumu saklamayacağım.

dilerim ki başkaları da orada olsun. İçine binbir hile karıştığı şüpheleri olan seçimlerin aksine, hilesiz hurdasız kimler var özgürlüğünü isteyen net göreyim.
İstiyorum ki ömründe ağzına içki koymamış olanlar bile ellerinde meşrubatları ile orada olsunlar. İstiyorum ki bu halkın 60%i aptaldır artık tarih olsun, özgürlüklerimiz sözkonusu olduğunda kafamızda art niyetler olmadan birbirimize sahip çıkabilelim.

Muhtemelen rüya alemindeyim yine.
Olsun... I have a dream...

Friday, January 14, 2011

Parmak kaldırın

cuma akşamı gecenin 9unda çalışmayı, diğer şeylere tercih eden salaklar parmak kaldırsın
Ben, ben, ben

alkış alkış
10 puan 10 puan 10 puan
hey gidi Barış Abi....

Thursday, January 13, 2011

İnsan nasıl daha enerjik olur?

Mesela aşık olursun, için içinden taşar, olursun bir atom karınca
Enerji drinks? ıhhhh sevemedim oldum bittim tatlarını
spor? ooooo yeahhhhhhh ama en erken gidiş cumartesi sabahı. bendim di mi her gün minimum 2 saat yapan. nihahahhahha
güzel bir sevişme? uyyyyy fişşek ederdi
uyku? hadi canım, o baştan tembellik
meyva? hmmmm biri soyup getirse idi

işten çıkıp gidip annemi almam lazım, önümdeki liste daha bitecek 26 kalem işi işaret ediyor.
yapmasam, yarın üzerine gelecek bir 38 daha, aha da kriz
ben de enerji: sıfır
bildiğin bitti, kalmadı, ikea usulü

e madem işi yapamıyorsun, çık git al anneni eve götür? olmaz, ya biraz dinlenince enerji bir iki birim oynarsa?
tuvalete bile gidemiyorum, ayağımda bir ağrı
ama maşallah dil pabuç, post yapacak zaman var
beyinsizim diyorum, elixir inanmıyor...
mantık çık diyor, içim yat koltuğa uyu diyor
ofis sıcak nasılsa
camların filmi gelse, uyuyacağım
açık camla olmaz şimdi

çıkıyorum, karar verdim

Tuesday, January 11, 2011

Azıcık güneş...

Azıcık güneş içimi açar mı?
Ya da yavaşça yerleşmeye başlayan ofis?
cuma akşamları saat 6dan sonra ofiste geleneksel 3 kişilik içişleri başlattık tüm yasaklara inat, var ol patron.
Tekstil zeka seviyesi ve eğitim seviyesi düşük bir sektör evet, ama best ofları yakalamada oda arkadaşım birinç ben ikinç.
bugün patronu önemli bir görüşmeye yolladım, elim yüreğimde sonuç bekliyorum, eğer hallederse en büyük ciroyu açık ara elime geçireceğim.
altı üstü 2 satır yazacaktım şuraya, ama skype'tan saldırı başladı. ben siperime döneyim, çok çalışmam lazım çokkkkkkkk

Saturday, January 8, 2011

Teneşir vakti mi?

aklıma eskiler düşüp düşüp duruyor.
hep bir günler aklımda, yenilerinin oluşamayışı ezik ezik içimde.
mesela, sene 1986-87 olmalı. rumeli caddesinde airport'a giriyoruz, kazakları alıp çıkışımız aklımda.
Sene 1990, burcu ile yeşilköy sahilde yürüyoruz, ehliyet, bay x, okulda olanlar derken dedikodudayız. Hatta o o gün yeşil paltosunu giyiyor, bende o çok sevdiğim, senelerce atmaya kıyamadığım çağla yeşili kabanı yeni almışım. Sene 2003, eminönü ofis, gelen kocaman paralar, üst üste başarılı işler. Sene 1998, İtalya sınırda bir kumarhane, açık büfedeki bir kanepe... Lezzeti geldi biraz evvel ağzıma. Sene 1987, aylardan temmuz. Nice'te bir piyano bar. allahtan görünüş büyük, girebiliyoruz içeri. cin tonik... piyanodaki yaşlı amca zingarella çığırıyor. Sene 2001 saçlarımı kızıl yapmışım, omuzlarımda saçlarım, koyu mavi salonlu evimdeyim. Sene 2006, ofis ümraniye'de, tuvaletteyim ve bir telefon konuşması nefesimi kesiyor...
Bir yaşa kadar düşünmüyor insan, acaba bu son mu idi diye. Ama bugün aklımda, Mart 2010, yağmur altında son öpülüşüm. Dahası yaşanır mı? Bilmem.

Dün mesela, kabus gibi bir gün geçti. Ofis hala pis ve ayakta, çünkü ancak bugün girdi ustalar boya için, pazartesi temizlik-ofisi yerleştirme-2 koleksiyon ihracatı, salı camların temizliği ve camların film kaplanması, perşembe/cuma italyan var, aynı perşembe-cuma annemin ameliyatı. Cuma günü ofisten çıkması gereken dünya kadar numune, tek derdi zaman geçirmek olan kalite kontrolcünün 3 numunemi kontrol etmesinin 1,5 saat alması, benim etmem gereken 50.000 telefon, italya'da bir gün ve sadece cuma günü olması gereken bayramın perşembe-cuma yapılması ve yarım kalan bilgi akışı, dolayısı ile buradan geciken üretimler ve cıyaklayan üreticiler. Beden seti yap diye 50 kere tembih ettiğim adamın tek beden numune gönderişi ve akabinde tatil-matil dinlemeyip çalışan yegane müşterinin hönkürüşleri. 3 günde gelecek paranın sevgili hamilemin katkıları ile yanlış evraklarla yapılması ve yaşanan kriz, müşteri orada malı çekemez, üretici burada param ödemelerim diye cıyaklar. Red edilen malın, son anda kabul edilmesi ile apar topar çıkarılması. Diğer koleksiyonun adamların bir derdi sebebi ile 9 ayrı adrese gönderilecek olması ve 9 ayrı işlem eklenmesi. Saat 4,5ta numune sende diyen üreticinin, kafasına göre işi pazartesiye atması, en problemli müşteriye herifin sözüne güvenerek hocam numune pazartesi sabahı ofisinde don't worry denmesine müteakip değişikliği bildirince kopan fırtına, akabinde bende kopan fırtına, uçarak yenibosnaya gidiş atölyeyi dağıtıp malı alış, ofise dönüş... ve unuttuğum nice diğerleri. sadece dün olanlar.
akşam 7de patronu bira almaya gönderiş, 2 çalışan birpatron ayakları masayı kaldırıp biraları içiş ve günün bitişine seviniş. Patronu bir de kuruyemiş alaydınız ya diye hafiften azarlayış, yarım saatte feci bir dedikodu trafiği. Saat 10da köprüden geçerken kardeşten gelen biz teyze ile il faro'dayız gel çağrısını kabul ediş ve gidip onlarla bir espresso içip, iki dedikodu çevirip, azıcık kahkaha atıp eve dönüş ve bir sigara sonrası 11de yatağa giriş. Kımıldamadan uyuma ve işte bu sabah... Saat 9-11 arası kalite kontrolcü-üretici-patron arası telefon trafiği. Şimdi duruldu ortalık.
Yapmam gereken 1001 iş daha varken ben koltukta bağdaş kurmuş yazmadayım.
İş başına...

Monday, January 3, 2011

Uyanmak

uyanmak dediğin keyifli bir şey olmalı
gözlerini açmana arkadan sarılan bir adam sebep olmalı
dışarı buz, yorganın altı sıcak iken, sımsıcak bir ten hissetmeli insan
boynunun altından bir kol geçmeli
diğer el omzunu okşamalı
işe yetişmenin telaşını yenmeli omuza gelen öpücük
gerinirken daha da iç içe geçmeli

sahi vardı böyle sabahlar değil mi?

Friday, December 31, 2010

Baştan pazarlık...

Bak 2011
gelmene kaldı 2-3 saat
seninle baştan anlaşalım
benden işimi esirgeme, bana yetecek olanı huzur ile kazanayım
çok çalışayım, tuttuğumu koparayım
aşk maşk istemiyorum senden, sadece huzurumu alma benden
başka hastalık verme, olanla baş etmeme yardım et
ailemin, arkadaşlarımın huzuru yerinde olsun

ve sevgili arkadaşlarım, bir daha birini seviyorum deme gafletine düşersem, kafama odunu vurup ya öldürün ya bayıltın
ama bir daha o aptallığa düşmeme izin vermeyin şayet ben kendimi kontrol edemezsem

Yıl

Aslında tam da bu kadar basit ve netim.Yeni yıldan hiç bir beklentim yok.Mis gibi.

Thursday, December 30, 2010

bildiğin 30/12

bu da bitti sayılır
tek sayıları severim
uğurlu gelirler genelde
bakalım ne olacak durum...

çok cenabet bir gündü bugün, sonuna doğru döndü sanki kara bahtım ama... ne bilim...
ecnebi müşterilere hediye aldık bugün
aldık yanlış, bu kadar işin arasında gidip aldım
hacı bekiri ofise taşıdım
vakko'yu zengin ettim
ama bitti şükür
dhl abide teslim aldı
bir iş halloldu

yarın daha üreticileri aramak, yıkayıp, yağlamak lazım
nasıl zul geliyor allahım
sahte gülücükler, boş dilekler... che sara, sara...
yeni-eski değiştirmiyor bir şey ki. yıl vazifesini yapıyor sadece.

anneme gidip yemek stoğumu alacağım şimdi. zavallım, baktı bende ne yemek yapacak vakit, ne saçımı boyatacak vakit, haftalık erzak vermeye başladı yanıma :) 1 kola şişesi çorba alıyorum, 5 paket yıkanmış paketlenmiş salatalık malzeme, bir de zeytinyağlı, 2-3 günü kurtarıyorum.

cumartesi pazar uyuma fantezim patladı yine kıymetli popomda. Ne güzel hayalimdi ama!!!
patron kendine zorla milli piyango ısmarlattı bana. dedim o kadar benim elimin değdiği biletten hayır gelmezzzzzzz. Yanlış düşünüyormuşmuşum, ona pek uğurlu gelmişmişim.... pehhhh patron, ben ancak çalışıp kazanır kazandırırım, beleş bahtım kapalıdır benim. olan benim 16 liraya oldu. bildiğin battı arkadaş.

benim artık meşhur italyan çift her gün tatilden resimler atıyorlar bana, kafalarını kıracağım haberi yok. İntikamım acı oldu, bugün bir iş kitledim ona, tatilden dönünce anasından emdiği süt burnundan gelecek, haberi yok daha. keh keh pazartesi son gülen ben olacağım.

çarşamba akşamı yeşilköy balıkçı hasan'a götürdük gelen italyanı. Öğrendiklerim:
1. hasan eski hasan değil, bokum gibi idi yemekleri
2. bizim çocukçu italyan ancak yarım kadeh rakı içebiliyor
3. patron rakıyı sadece buzlu içiyormuş
4. patron benim yanımda rakı içilmeyeceğini öğrendi
5. yemekten sonra italyandan bir sipariş daha aldım, bende kesin bir bal var

benim "meşhur" hamile doğurmuş. öküzü taşı, çek, sus bir haber vermeye tenezzül etmesin.
Dönüşünde kendisini harika günler bekliyor.
PAzartesi biz bir daha taşınacağız, 2 kişi 1. kattaki daireye taşınıyoruz.
gerçi kendim kaşındım, söylenmemeliyim. Ex-hamile ile aynı katta olmak istemedim, patronum yavrum canımda kırmadı bizi. huzurlu çalışma her şeydir, nihahahahhaah

yazmayı kesip eve gitmek lazım şimdi, pardon önce anne sonra ev.
bir de bu hafta her akşam adama yardım edip, gece 2lere kadar sepet yaptım görümce kardeş ile.
Bu günde max. 3 saat uyku ile koşturmalar patlayacak bir yerde ama bakalım ne zaman.
İlaçları da bıraktım, ohhhhhh sefam olsun.
doktor kudaracak ama halim kalmıyordu arkadaş. vücuda zehir al al nereye kadar.
allah büyük... çıakrız bir düze

neysem ney
gidiyorum ben anama

Tuesday, December 28, 2010

Öğreniyoruz

Şimcuk, bugün ki dersimiz BUTEL (çoğulu butei) nedir?

bir nevi bizim kanka ayarı bir deyiş imiş.
Farkı : yemek-içmek-seks-silah seven arkadaş topluluğu gibi düşünüyoruz

elixir efendi, Uruk efendi siz de benim butei'lerimsiniz muhahahahhaha

Saturday, December 25, 2010

Tanıştırayım :)



Tanıştırayım... Arkadaşın adı Julius. amerikayı çoktan kasıp kavurdu, yunanistan'a kadar da epey bilinir oldu. Uzakdoğu keza yine arkadaşı pek tanıyor. Kim peki julius? Julius Paul Frank markasının yüzü. tüm ürünlerinde boy gösteriyor. Paul Frank 0-16 yaştan, 16-35 yaşa kadar herkese hitap ediyor. Ne yapıyorlar? Her çeşit giyim, çantalar, aksesuarlar, iç çamaşırları vs vs...





Ben de arkadaşların Türkiye'de üretimlerini yaptıran acentalardan birindeyim, benim accountum oldular.

Bakınız ama:


İçinde bebek ile düşünebiliyor musunuz bunu?

Olası en keyifli işlerden birini yapıyorum. 24 senedir çocuk çalışmamış firma, benimle gelişimin akabinde çocuğa da giriyor ve benim çocuk sahibi olma şansım yok... Allahım ironi budur işte!!!

biriniz niyetlenin bari de şunları vereceğim birileri olsun...
elixir Bey, siz de benimle birlikte giyersiniz sanırsam bunlardan



Bulma dönemi...

Ne zamandır bulamadığım yorumları bulma dönemim sanırım
Caccini Ave Maria by Slava...

Sabah...2

This is not my life diye bir dizi var. Belki rast gelmişsinizidr.
Adam sabah uyandığında, kafasında bölük pörçük hatıralar vardır, emin olduğu tek şey ise oraya ait olmadığıdır. Dolabındaki bazı gömlekler bile kendisine küçük gelir, sanki hangisi olursa diye bir kaç beden yerleştirilmiştir.

O hisle uyandım bu sabah. Bir sürü parçam havada. Benim ama ben değilim...
Komik...Acıklı... İçeride büyük bir panik hissi... Kalbim deli gibi atıyor...Deli gibi düşünen bir beyin...durmuyor...duramıyor...çıkmam lazım birazdan evden, yapılacak bir sürü iş....
Aynı hava gibi koyu gri içim

Friday, December 24, 2010

Muhasebe...

Adettir, nasıl olsa yapacağız; benim ki çıksın bari aradan...
2010 için "en"ler yılı idi diyebilirim
Her ne kadar uğraşsam da iyi girmeyi/girdirmeyi becerememiştim
Hayatımın "en" güzel doğum gününü yaşadım
Hayatımın "en" güzel kahvaltılarını yaşadım
Hayatımın "en" sevmediğim işini geride bıraktım, "en" sevdiğim işine girdim
38 senenin "en" kötü haberini aldım
38 senenin "en" anlamadığım kararına uyum sağlamaya çalıştım
38 senenin "en" güzel Poyrazköylerine gittim
38 senenin "en" güzel scrabblelarını oynadım
38 senenin "en" güzel evinde yaşadım ve aynı evden taşındım
38 senenin "en" sevildiğimi sandığım/inandığım senesini yaşadım, sonra sudan çıkan balık oldum
38 senenin "en" güzel hayalini kurdum
38 senede hiç tükürdüğümü yalamamıştım, yaladım yuttum bir güzel, "en" dönek oldum

bütün "en"leri bile bile bir daha baştan yaşarmıydın derseniz, tereddütsüz yaşardım, ikinci aydan beri aşağı inen grafiği bile bile yaşardım. tüm cesaretimi toplayıp, belki ilk defa kurabildiğim hayallerin yerle bir olacağını bile bile yine de baştan yaşardım.

Sadece dalından kopan bir çiçeği tekrar elime alabilmek için, sadece bir kez kapıdan öperek göndermek için, sadece bir kez heyecanla bekleyip hoşgeldin diyebilmek için tekrar yaşardım tüm seneyi...

Hayat devam edecek tabii. Bir gün heyecanlanacağım başka şeyler olacak, güleceğim, üzüleceğim, bağıracağım, sevineceğim, ağlayacağım... yaşayacağım...
Herkes gibi...

Se continui così... se mi guardi così eğer böyle devam edersen... eğer bana böyle bakarsan
prima o poi parte un bacio lo sai eninde sonunda bir öpücük gelecek biliyorsun....
e se poi non ci stai, e se poi te ne vai ve eğer sonra kalmazsan ve çekip gidersen
va a finire...che esco di testa bitecek...kafam almıyor
e io non ne ho nessuna voglia lo sai... ve bunu hiç istemediğimi biliyorsun

non parlarmi così, non toccarmi. così benle böyle konuşma, bana böyle dokunma
la tua sana vergogna dov'è? sağduyun nerede?
non ti ho cercata ti ho incontrata, lo sai seni aramadım, sana rastladım biliyorsun
non ti ho chiamata mi hai risposto, lo sai seni çağırmadım, bana cevap verdin biliyorsun

NON TENTARMI DAI HADİ BENİ BAŞTAN ÇIKARMA
MI CONOSCI ORAMAI TANIYORSUN BENİ ZATEN
E SAI ANCHE CHE POI... VE ZATEN BİLİYORSUN...
NON TENTARMI DAI HADİ BAŞTAN ÇIKARMA BENİ
"che mi sanguina il cuore" "kalbim kanıyor"
e ti giuro "fa male" ve inan bana çok acıtıyor

Se mi baci così.... se mi dici così eğer beni böyle öpeRsen... eğer benimle böyle konuşursan
come al solito diventa magico ancora doğal olarak her şey daha büyülü bir hal alıyor
io distante…..e mai altrove ben uzaktayım... hiç bir yerdeyim...
tu chissà….. chissà dove?!.... sen kimbilir... kimbilir neredesin
è per questo... che mi chiedo perche' işte böyle... kendime neden diye soruyorum
per stare bene solo un'ora con te seninle 1 saat iyi olabilmek için
dovrei star male tutto il resto neden tüm kalan saatler kötü olmalı
del tempo che mi resta senza di te sensiz kaldığım saatler
NON TENTARMI DAI HADİ BENİ BAŞTAN ÇIKARMA
MI CONOSCI ORAMAI TANIYORSUN BENİ ZATEN
E SAI ANCHE CHE POI... VE ZATEN BİLİYORSUN...
NON TENTARMI DAI HADİ BAŞTAN ÇIKARMA BENİ
"che mi sanguina il cuore" "kalbim kanıyor"
"più ci entri e fai male" "kalbime girdikçe daha çok acıtıyorsun"
IO CHE ADESSO RIVIVO E DESCRIVO IL PASSATO BEN ŞİMDİ GEÇMİŞİ TEKRAR YAŞIYORUM VE TANIMLIYORUM
DICENDO E' FINITA DA UN PO' BİTİŞİNİN ÜZERİNDEN BİRAZ ZAMAN GEÇTİ
IO CHE scrivo SUI MURI DEL tempo ALTRI NOMI ZAMANIN DUVARLARI ÜZERİNE BAŞKA İSİMLER YAZIYORUM
CHE FANNO GIA' PARTE DI ME Kİ BUNLAR ZATEN BENİM BİR PARÇAM OLMUŞLARDI

NON TENTARMI...dai.. HADİİİİ.... BAŞTAN ÇIKARMA BENİ




Thursday, December 23, 2010

Vay be...

vay be arkadaşlar...

kaç sene olmuş?
tam 18

18 sene sonra,buluş... hiç bir şey değişmesin
kaldığın yerden devam et konuşmaya
14-18 şubat'ta seni görebilmek için işini gücünü ayarlayıp o da milano'ya gelsin padova'dan kalkıp

öyle çok sarılma, öpüşme insanı değilimdir ama kokusunu çeke çeke içime öpeceğim
Hande-Banu-Ben-Şebnem...
4lü gruptuk
onlar 3ü yakın otururdu, ben ancak haftasonu katılırdım gezmelere küçükken
Hande'yi göreceğim yeniden
16lı yaşlarda kız çocuğu sahibi Hande'yi göreceğim...
Vay be... kıpır kıpır içim...

biz orta 1 de iken, lise sonda gino diye bir cocuk vardı.
o sıralarda da cino diye birgofret çıkmıştı
nefret ederdim o gofretten, ama alırdım
onlar yerdi, ben kitap kabı yapardım ambalajlarından :)

nişantaşı kızı idik biz o yıllar...
vay be... ne çok zaman geçmiş
nerede ise senelerdir doğru dürüst nişantaşına bile gitmedim ben
yokluktan değil tabii, acındırmış gibi olmayayım :)
Onlarsız keyif alamayaşımdan belki
Belki de son büründüğü hali sevemeyeşimden

Amannnnnnnnn
Arkadaşımı göreceğim ben beeeeeeeeeeeeee


Wednesday, December 22, 2010

aklımda sofralar var...

aklımda sofralar var, kalabalık ama kuru değil o kalabalık
yenecek, içilecek, gülünecek
hatta bir de sevgili olacak yanında
arada kafanı yaslayacaksın
arada bacağını okşayacaksın usulca
dostun arada gelip sarılacak
sofrada çok şey olmasın
mutlaka bir roka salatası, sert yağlı beyaz peynir, mutlaka taze fasulye, biraz kalamar ızgara, biraz tereyağ, kızarmış ekmekler, mısır ekmeği de olsun hatta, köz patlıcan sarımsağı yoğurdu bol, bir de börülce
hiç azalmasın ama bunlar
sonra ızgara balıklar gelsin, yanına mutlaka spumante eşlik etsin ki bizler çakır keyif olalım, pek tatlı olalım
hiç derdimiz olmasın o gün
deniz kıyısında dışarıda olalım
güneş tatlı vursun
hani yazın saat 5,5-6 gibi bir tatlı hal olur ya
o hali istiyorum
arada eğilip sevgilinin kulağına usulca, eve gidince yapmak istediğini fısıldayıp çapkınca bakacaksın
lafta kalmayacak ama söylenenler, eve gidince gerçekten yapacaksın
hatta arada tuvalete kaçıp, bir ağaç arkasında öpüşeceksin sevgilinle
yerinize döndüğünüzde, yanakların kızarmış, saçın hafif dağılmış olacak
sarhoşluk arttıkça, adamının gözünde kaybolacaksın, dalıp gideceksin gözlerine
sufleler yenip kahveler içilirken kalbin gencecik bir kızmışsın gibi atacak
eve gitmeyi özlemiş olacaksın
sarılıp öpeceksin arkadaşlarını teker teker
arabayı çalıştırmadan bir kez daha öpeceksin sevdiğin adamı, sanki kaçamakmış gibi, sanki bir daha öpemeyecekmişsin gibi
yolda konuşmayacaksın
fonda vasco mu çalar, gençliğinizde bir şeyler mi, suyun öteki yakasından stavros mu bilemem
ah bu çalacak işte... bu sefer buldum http://fizy.com/#s/1go8qx
döne döne çalsın hatta

asansörde başlayacaksın öpüşmeye, ama şehvetle değil... dokunmaya kıyamazcasına
midemde kelebekler uçuşuyor klişesini doyasıya yaşayacaksın
asansör çoktan sizin kata gelmiş, ışığı sönmüş olacak ama sen oradan kıpırdayamayacaksın
başka sevişeceksiniz o akşam
biagio'nun dediği gibi "Voglio fare con te l'amore vero quello che non abbiamo fatto mai, quello dove alla fine si piange si leccano le lacrime " mutluluktan ağlayıp birbirinizin gözyaşını kurttuğunuz sevişme...

Hayal işte...
Tüm hak etmezliğime, tüm olanaksızlıklara, tüm gerçek dışılığa ve hatta tüm hayvani karakterime rağmen istiyorum bende be yahu...
Batıl olayım azıcık bu sefer...
Her dileğin bir kabul anı olurmuş, belki bu sefer benim saatim gelmiştir



Bereketli olsun

Kendi aldığım ilk siparişi yükledim bugün...
el salladım arkalarından
notu olsun buralarda...
bir gün ne zamandı diye takılırsa aklıma...

Tuesday, December 21, 2010

Hay a.k. denen anlar-1

Adice bir yerden şarkı duyulunca....

Gün ağarınca
Boynum bükülür
Dalarım uzaklara
Gönlüm sıkılır

Sorma ne haldeyim
Sorma kederdeyim
Sorma yangınlardayım
Zaman zaman

Sorma utanırım
Sorma söyleyemem
Sorma nöbetlerdeyim
Başım duman

Ah bu yangın beni öldürüyor
Yavaş yavaş
Kor kor ateşler yanıyor içimde
Aşkı beni kül ediyor…

Yeni adetler...

Yeni yeni adetler çıkarıyorum
11.30 gibi yatağa girip, 2 de uyanmak, 3e kadar uyuyamamak ve sonra zor kalkmak gibi...
Sabahları zorla da olsa bir sandviç yemek gibi
Kahvemi içerken hiç bir şey yapmamak, hatta sigara bile içmemek gibi
Sessizliği bozmak için kendimi zorlamak gibi
Akşam korka korka da olsa bir adım attım mesela
Darısı yeni adımların başına


Monday, December 20, 2010

ikili delillik

Vay be ..budur..bu değildir...budur..bu değildir hahaha şahane...