Bir gün,bir ay,bir yıl, yada ne vakitte olursa olsun,toplandık,toplaştık, geldik, gittik, yazdık,yazdırdık,baktık, yedik,yedik,yedik,şiştik,kocaman olduk, düşündük,geldik,yazdık,gittik,geldik,gittik...
Thursday, June 9, 2011
yeter'e geliyorum az kaldı...
Bugün de bitti..yeter demek için az adımım kaldı..meğer amma dolmuşum..
Tuesday, June 7, 2011
CAN SIKINTISI
Can arasıra huzursuzlaşıyor, sıkıntı çıkartıyor.Gaz oluşturuyor.Bu dönemimde böyle...
Kurmayı arzu ettiğim cümleler tıkanıyor..kaçınıyorum..keyif sadece alkol içerisinde mevcut ne yazık ki.
Kurmayı arzu ettiğim cümleler tıkanıyor..kaçınıyorum..keyif sadece alkol içerisinde mevcut ne yazık ki.
Friday, May 27, 2011
YALNIZ BOMBA....
Ne ironi..evin dibinde patlayan bomba ve kimsenin telefon acmamasi..Anneme bakiyorum dakika basi telefon geliyor..kendime bakiyorum 1 kisi bile aramadı..yalnızlık bu sanırım..
Saturday, May 21, 2011
ya ilaçlar olmasaydı?
bugun bu kadar sakin olur muydum?
olmazdım
1 haftadır nerede ise 3 saatlik uykuyla yaşam sürüyor, işler bitmiyor, gelen giden bitmiyor, arada günü birlik uçağa atlayıp gidişlerim hariç bir de uzun kalışlar
dün pilim bitti
öğleni zor edip, müşterileri uçağa bindirdim
ofise uğradım, içimde bir sıkıntı var ama ilaç bastırıyor
yorgunluktan ellerim titredi, herkes git eve yat biraz dedi
gittim
baktım kapıda arabası
şaşırdım
çıktım yukarı
görünce şaşırdı, bir yanı eminim sevindi
sevişti
yattık uyuduk
15 dakika sürmüş uyanmam
gözümü açtığımda çarşafın rengi dikkatimi çekti
boşver dedim
salona geldim
bir şarap şişesi ve 2 kadeh
küllük boşaltılmış
sadece 2 izmarit
izmaritlerden biri dikkatimi çekti, tanıdık değil
sonra resim oturdu yerine
ilaçlar sağ olsun, hissetmiyorum
hatta bu sabah hala bu evde olmak zorunda olmam bile midemi bulandırmıyor
sabah 7de evde çalışmaya başladım
her şey normalmiş gibi
hiç sorun yokmuş gibi
bir sene önce hayallerde, temizlik isteklerinde olan ben değilmişim gibi
eylülde etrafında torunları ile bir yaşlı olamayacağım gerçeğini kabul etmiştim zaten, ama görünen o ki ben güzel anıları olan bir yaşlı da olamayacağım. bir kez daha çok şükür ilaçlara, bunları ağlamadan, sızlamadan, kahrolmadan kabulleniyorum.
aradığınız, sorduğunuz halde size geri dönmüyorum, bunları yüksek sesle tekrar edemem, veya yüzünüze bakamam. gücüm ancak bu kadarına...
olmazdım
1 haftadır nerede ise 3 saatlik uykuyla yaşam sürüyor, işler bitmiyor, gelen giden bitmiyor, arada günü birlik uçağa atlayıp gidişlerim hariç bir de uzun kalışlar
dün pilim bitti
öğleni zor edip, müşterileri uçağa bindirdim
ofise uğradım, içimde bir sıkıntı var ama ilaç bastırıyor
yorgunluktan ellerim titredi, herkes git eve yat biraz dedi
gittim
baktım kapıda arabası
şaşırdım
çıktım yukarı
görünce şaşırdı, bir yanı eminim sevindi
sevişti
yattık uyuduk
15 dakika sürmüş uyanmam
gözümü açtığımda çarşafın rengi dikkatimi çekti
boşver dedim
salona geldim
bir şarap şişesi ve 2 kadeh
küllük boşaltılmış
sadece 2 izmarit
izmaritlerden biri dikkatimi çekti, tanıdık değil
sonra resim oturdu yerine
ilaçlar sağ olsun, hissetmiyorum
hatta bu sabah hala bu evde olmak zorunda olmam bile midemi bulandırmıyor
sabah 7de evde çalışmaya başladım
her şey normalmiş gibi
hiç sorun yokmuş gibi
bir sene önce hayallerde, temizlik isteklerinde olan ben değilmişim gibi
eylülde etrafında torunları ile bir yaşlı olamayacağım gerçeğini kabul etmiştim zaten, ama görünen o ki ben güzel anıları olan bir yaşlı da olamayacağım. bir kez daha çok şükür ilaçlara, bunları ağlamadan, sızlamadan, kahrolmadan kabulleniyorum.
aradığınız, sorduğunuz halde size geri dönmüyorum, bunları yüksek sesle tekrar edemem, veya yüzünüze bakamam. gücüm ancak bu kadarına...
Sunday, May 1, 2011
tıbba güvenmek lazım
daha fazla inat etmeden tıbbın ellerine bıraktım kendimi
ilaçlar bir kaç gündür etkisini gösteriyor
boğazıma kadar gelse de hıçkırıklar, beyin yanlış alarm deyip bastırıyor
uyuyabilmeye başladım
hala bölük pörçük, hala 3 saati geçmiyor, ama vucudum gevşedi biraz
kendime sürekli geçecek diyorum, başarabilirsin diyorum
ilaçlar bir kaç gündür etkisini gösteriyor
boğazıma kadar gelse de hıçkırıklar, beyin yanlış alarm deyip bastırıyor
uyuyabilmeye başladım
hala bölük pörçük, hala 3 saati geçmiyor, ama vucudum gevşedi biraz
kendime sürekli geçecek diyorum, başarabilirsin diyorum
Sunday, April 24, 2011
şşşşşş
gereken tek şey sessizlik
susuyorum zaten
mecbur kalmadıkça kelime çıkmıyor ağzımdan özel hayatta
gülmek? iş için zorunlu olmadıkça o ifade belirmiyor yüzümde
nedenleri konusunda konuşmakta istemiyorum
bir köşede unutulmuş hatırlanmayan şekilde kalmak istiyorum.
başka zamanlarda egomu şişerecek olaylarda keyif vermiyor
duydugum haklısınlar da.
haklı olmak kimseyi mutlu etmiyor, beni de
çok üşüdüğüm günler bu günler
ısınmak için tavaya terayağ koydum
sonra 3 yumurta
sonra ince kesilmiş taze kaşar
sonra karışık baharat
kapak kapadım
sarılar sulu, beyazlar tam pişmiş, kaşar erimiş
4 dilim ekmek
diziport fairly legal, 2. bölüm
steve'in marketi dağıttığı sahne
yapmak istediğimi yaptı, kırdı, döktü
yoruldum hırpalanmaktan
önce hırpalayıp sonra diz üstü çökenlerden
yoruldum hepsine hırslanmamak için kendi kendime verdiğim savaştan
sormayın işte bana
bırakın ben yara sarayım
ne konuşmanın faydası var bana, ne bir omuzun
yaraların kabuk bağlaması lazım, kurutmam lazım
cuma gecesi bardak kırıldı elimde yıkarken
derin kesti, eklem yerinde kesik, elimi kullanmasan bir iki gün daha çabuk geçecek
ama çalışmam lazım, sürekli harekette
yeniden, yeniden, yeniden kanıyor 2 gündür
içim gibi işte
susuyorum zaten
mecbur kalmadıkça kelime çıkmıyor ağzımdan özel hayatta
gülmek? iş için zorunlu olmadıkça o ifade belirmiyor yüzümde
nedenleri konusunda konuşmakta istemiyorum
bir köşede unutulmuş hatırlanmayan şekilde kalmak istiyorum.
başka zamanlarda egomu şişerecek olaylarda keyif vermiyor
duydugum haklısınlar da.
haklı olmak kimseyi mutlu etmiyor, beni de
çok üşüdüğüm günler bu günler
ısınmak için tavaya terayağ koydum
sonra 3 yumurta
sonra ince kesilmiş taze kaşar
sonra karışık baharat
kapak kapadım
sarılar sulu, beyazlar tam pişmiş, kaşar erimiş
4 dilim ekmek
diziport fairly legal, 2. bölüm
steve'in marketi dağıttığı sahne
yapmak istediğimi yaptı, kırdı, döktü
yoruldum hırpalanmaktan
önce hırpalayıp sonra diz üstü çökenlerden
yoruldum hepsine hırslanmamak için kendi kendime verdiğim savaştan
sormayın işte bana
bırakın ben yara sarayım
ne konuşmanın faydası var bana, ne bir omuzun
yaraların kabuk bağlaması lazım, kurutmam lazım
cuma gecesi bardak kırıldı elimde yıkarken
derin kesti, eklem yerinde kesik, elimi kullanmasan bir iki gün daha çabuk geçecek
ama çalışmam lazım, sürekli harekette
yeniden, yeniden, yeniden kanıyor 2 gündür
içim gibi işte
Thursday, March 24, 2011
Sürpriz severim
Sürprizi severim, sürpriz yapmaya bayılırım netekim beceremediğim sürprizler de içimde patlar.
Bilmem anlatabildim mi :)
Bilmem anlatabildim mi :)
Tuesday, March 8, 2011
bahtsız bedeviyi bologna'da kutup ayısı sever
koca italyadaki tek sigara düşmanı oteli bulmuşum
kafa sıyırılmak üzere
dün sabah karşı 3te çıktım yola
henüz popom bir otel odası gördü
onda da sigara yasakmış
aha da otel bu: http://www.4vialemasini.it/
benim düştüğüm hataya düşmeyin sigara seviyorsanız
ben en iyisi acil zıbarayım, zira bu yola başladığımdan beri olanlar kitap olacak
ama 3 espresso içtim
bi ravioli yedim
bi de pms var, değmeyin keyfime
yarın tatlıları sömürmeyen seden'i modena'da kutup ayısı sevsin
kafa sıyırılmak üzere
dün sabah karşı 3te çıktım yola
henüz popom bir otel odası gördü
onda da sigara yasakmış
aha da otel bu: http://www.4vialemasini.it/
benim düştüğüm hataya düşmeyin sigara seviyorsanız
ben en iyisi acil zıbarayım, zira bu yola başladığımdan beri olanlar kitap olacak
ama 3 espresso içtim
bi ravioli yedim
bi de pms var, değmeyin keyfime
yarın tatlıları sömürmeyen seden'i modena'da kutup ayısı sevsin
Balkabaklı Cheesecake - Caffé Nero
Bu öğlen kendime kıyak yaptım ve kendimi ödüllendirdim! Beyoğlunda işim çıktı, birşeyler atıştırdıktan sonra Kahve keyfine Nero'ya girdim, eh gönül ferman dinlemez.Balkabaklı Cheesecake ile gözgöze gelince aramızda birşeyler olduğunu hissettim.Teklifsiz olarak direkt odaklanarak kendisini midemde görmek istediğimi, bu aşkın karşılıksız da pek mümkün olabileceğini belirterek bir porsiyon ısmarladım.Sade Filtre kahve ile zaten sürekli olarak flört ettiğim için Cheesecake'e de mükemmel bir üçlü olabileceğimizi elimden geldiğince anlattım.
Sonuç: Balkabaklı Cheesecake bir harika, hem kıvamı, hem tadı, hemde kullandıkları malzeme olmuş.Filtre kahve ile mükemmel damak uyumu..Tavsiyedir.
Farkettiyseniz fotoğrafta Cheesecake'i tüm bir parça olarak göremiyoruz, heyecandan yedim fotoyu çekene kadar :)
Sonuç: Balkabaklı Cheesecake bir harika, hem kıvamı, hem tadı, hemde kullandıkları malzeme olmuş.Filtre kahve ile mükemmel damak uyumu..Tavsiyedir.
Farkettiyseniz fotoğrafta Cheesecake'i tüm bir parça olarak göremiyoruz, heyecandan yedim fotoyu çekene kadar :)
Monday, March 7, 2011
I AM BACK
Geldim geldim ehehehe.Aslan Blogger!
Tuesday, February 22, 2011
Kısa ve Öz
%90 tekstil üreticilerinin ben ta a.k.
bitti, dağılabilirsiniz
bitti, dağılabilirsiniz
Sunday, February 20, 2011
Haftada bir gün olsun durmak gerek
Bir gün olsun durmak ve şarj etmek gerek bünyeyi.
Bazen izin vermiyor hayat. Mesela bugün.
Markete gitmek gerek, yemek hazırlamak gerek, çamaşırları yıkayıp kurutmak gerek, önümüzdeki hafta için gerekli işleri yapmak gerek, hala devam den üretim sorunları için üreticilerle konuşmak gerek.
İçimden geçen tam Evrim'in yazdığı gibi susmak. Hatta hareketsiz kalmak. Dışarıdan yiyecek bir şeyler sipariş edip, yataktan çıkmadan yemek ve televizyona bakmak.
söylene söylene yapmam gerekeni yapıyorum. Sadece markete gitme fikri kabus. Evden dışarı adım atma isteği: sıfır!
Yarın sabah tüm koşturmaca başlıyor tekrar. ama bu sefer spordan fedakarlık yok, aklımı salim tutmak istiyorsam buna mecburum, zira rahatlayabileceğim başka bir şey kalmadı.
bir seneyi geçti geri sayım başlayalı. Ne çabuk geçiyor zaman. Ne güzel uyum sağlıyoruz her şeye. Tek bir soru var ama aklımda hep: değdi mi? tüm bunlara değiyor mu? Daha mı güzel her şey? Gelecek daha mı parlak artık? Daha mı mutlu herkes?
bir soru sormanın kötü tarafı bu işte. Her soru bir sonrakine açılan kapı.
Ben en iyisi getirdiklerimden bir tane seçip risotto yapayım. biraz karbonhidrat serotonin salgılatır nasıl olsa.
Bazen izin vermiyor hayat. Mesela bugün.
Markete gitmek gerek, yemek hazırlamak gerek, çamaşırları yıkayıp kurutmak gerek, önümüzdeki hafta için gerekli işleri yapmak gerek, hala devam den üretim sorunları için üreticilerle konuşmak gerek.
İçimden geçen tam Evrim'in yazdığı gibi susmak. Hatta hareketsiz kalmak. Dışarıdan yiyecek bir şeyler sipariş edip, yataktan çıkmadan yemek ve televizyona bakmak.
söylene söylene yapmam gerekeni yapıyorum. Sadece markete gitme fikri kabus. Evden dışarı adım atma isteği: sıfır!
Yarın sabah tüm koşturmaca başlıyor tekrar. ama bu sefer spordan fedakarlık yok, aklımı salim tutmak istiyorsam buna mecburum, zira rahatlayabileceğim başka bir şey kalmadı.
bir seneyi geçti geri sayım başlayalı. Ne çabuk geçiyor zaman. Ne güzel uyum sağlıyoruz her şeye. Tek bir soru var ama aklımda hep: değdi mi? tüm bunlara değiyor mu? Daha mı güzel her şey? Gelecek daha mı parlak artık? Daha mı mutlu herkes?
bir soru sormanın kötü tarafı bu işte. Her soru bir sonrakine açılan kapı.
Ben en iyisi getirdiklerimden bir tane seçip risotto yapayım. biraz karbonhidrat serotonin salgılatır nasıl olsa.
Saturday, February 19, 2011
Gerçeklerden kaçamazsın
bildiğiniz 1,5 numara yakın için gözlük
çok moralimi bozmasın diye cıvıl cıvıl bir yeşil
ama gerçek ortada, officially yaşlılık başlıyor
gözlerde bıraktı yarı yolda
artık okumak cam arkasından
Friday, February 18, 2011
40 YILLIK ACUR
Bazen düşünüyorum da işin içinden çıkamıyorum, 40'lı yaşlarıma yaklaşırken daha fazla empati yaptıkça, daha fazla özendikçe, özendiğim, titizlendiğim ne kadar şey varsa aslında boş olduğunu görüp kendi kendime hayıflanıyorum.
Sikeyim anasını mecbur muyum lan ben etrafımdaki eşime, dostuma empati yapmaya ? Keriz yerine kondukça deliresim geliyor.Siktirin!
O yüzden daha az empati, daha çok huzur..Artık email yazarken bile o kadar koyverdim ki hiç kullanmak istemediğim o avam kısaltmaları bile kullanıyorum meğer boşuna kasıp,boşuna titizleniyormuşum.Artık devir "cnm", "tatlım", "şekerim" devridir..BSG!
Sikeyim anasını mecbur muyum lan ben etrafımdaki eşime, dostuma empati yapmaya ? Keriz yerine kondukça deliresim geliyor.Siktirin!
O yüzden daha az empati, daha çok huzur..Artık email yazarken bile o kadar koyverdim ki hiç kullanmak istemediğim o avam kısaltmaları bile kullanıyorum meğer boşuna kasıp,boşuna titizleniyormuşum.Artık devir "cnm", "tatlım", "şekerim" devridir..BSG!
Thursday, February 17, 2011
Son gece
Zerre kadar dönme isteğim yok
Şu ülkeye her gelişimde aynı şeyi hissediyorum.
hiç bir yere bu kadar ait hissetmişliğim yok kendimi. Burada hiç mi sorun yok? Var... Amerika için özgürlükler ülkesi derler ya, yalan arkadaş. Özgürlük burada aslında, hazmedilmiş, hakkı verilen özgürlük var.
onlarında başbakanları ile problemleri var, ama başbakan kendisine gelen eleştirileri gülerek karşılayabiliyor. Televizyonlarda acımasızca eleştirebiliyor ve fişlenmiyorlar. Konuşmak sorun değil. İşsizlik burada da var. Hayat inanılmaz pahalı, en ucuz t-shirt 40 euro. Ama et yemek halk için sorun değil, marketlerdeki yiyecek fiyatları bize göre çok daha uygun.
Manasızca tapınmak özenmek değil benimki.
yorgunluktan beynim iki lafı bir araya getiremiyor.
son derece verimli geçti bu sefer, güzel işlerle dönüyorum. ama gerideki sorunlar bırakmadı yakamı. İş yaparken destek lazım, nasıl olacak bilmiyorum. biri lazım yardım için. Hepsi bir tarafa düzgün üretici lazım.
Akşam 6 gibi bitti işim, valizimi bile topladım. ama tüm gün İstanbul'dan yetişen sorunlar nefesimi kesti. giydim ayağıma rahatça bir ayakkabı, altıyı çeyrek geçe hızlı adımlarla başladığım yürüyüş sekiz buçukta ayağımdaki sızı ile kesintiye uğradı. Ne saatin nasıl geçtiğini anladım, ne soğuğu, ne de yağmuru.
Kafamı biraz açlık, biraz ayağımın acısı durdurdu. Kafamı kaldırdığımda Pasticceria Biffi'yi gördüm. 160 senedir aynı yerde. Benim Milano'yu ilk gördüğüm 1986'dan beri aynı yerde olması tarihi yanında küçük ayrıntı. Her şeyin sürekli değişmesine alışık bünyeme her seferinde şok etkisi yapıyor. Brie ve salame milanese ile bir sandviçe bir kadeh kırmızı eşlik etti. Servisimi veren yaşlı garsonun tatlı ama saygılı sohbeti ise ilaç. İstanbul'da yalnız yemek ne denli işkence ise, burada o kadar keyif.
bir gece hariç adam gibi yemek yiyemedim. her akşam fuar sonrası, bardan bir sandviç bir kola alıp koşarak odaya gidip eksik evrak işleri, nerede ise sabaha kadar üreticilerle telefon görüşmeleri, bağırmalar, çağırmalar... bir risotto yiyemeden döneceğime yanıyorum. ama buradaki pişmeye hazır risottolardan aldım birkaç paket. bir koca torba rende parmesana sadece 3 euro verdim desem? Raflarda şarap fiyatları insanı ağlatacak halde. 2€ya gayet içilebilir köpüklü şaraplar. Free shopta Keglevich 7€, burada markette de 7€. Bavulum zaten gelirken 20 kg üzeri idi, yemedi gözüm bir şey almayı.
ruhum dar dönüyorum... bir parçam burada kalıyor yine.
kısa zamanda edindiğim dostların tatlılığını da ekledim bavuluma.
Gelirken penti'nin istanbul desenli çorabını almıştım. dönünce tam 12 kişiye çoraptan göndereceğim :)
Doya doya kahve içtim. En iyi yaptığım şeylerden biri oldu :)
Sabah dokuz buçukta yola çıkıyorum. İlk durak Stazione Centrale. Oradan otobüs ve 1 saatte Bergamo'ya varış. Sonra check in. 14.00 te uçak kalkar. 18.00 gibi Sabiha Gökçen'e iniş. Cumartesi sabah ofise dönüş.
Asabi elbiseyi giyiş...
Şu ülkeye her gelişimde aynı şeyi hissediyorum.
hiç bir yere bu kadar ait hissetmişliğim yok kendimi. Burada hiç mi sorun yok? Var... Amerika için özgürlükler ülkesi derler ya, yalan arkadaş. Özgürlük burada aslında, hazmedilmiş, hakkı verilen özgürlük var.
onlarında başbakanları ile problemleri var, ama başbakan kendisine gelen eleştirileri gülerek karşılayabiliyor. Televizyonlarda acımasızca eleştirebiliyor ve fişlenmiyorlar. Konuşmak sorun değil. İşsizlik burada da var. Hayat inanılmaz pahalı, en ucuz t-shirt 40 euro. Ama et yemek halk için sorun değil, marketlerdeki yiyecek fiyatları bize göre çok daha uygun.
Manasızca tapınmak özenmek değil benimki.
yorgunluktan beynim iki lafı bir araya getiremiyor.
son derece verimli geçti bu sefer, güzel işlerle dönüyorum. ama gerideki sorunlar bırakmadı yakamı. İş yaparken destek lazım, nasıl olacak bilmiyorum. biri lazım yardım için. Hepsi bir tarafa düzgün üretici lazım.
Akşam 6 gibi bitti işim, valizimi bile topladım. ama tüm gün İstanbul'dan yetişen sorunlar nefesimi kesti. giydim ayağıma rahatça bir ayakkabı, altıyı çeyrek geçe hızlı adımlarla başladığım yürüyüş sekiz buçukta ayağımdaki sızı ile kesintiye uğradı. Ne saatin nasıl geçtiğini anladım, ne soğuğu, ne de yağmuru.
Kafamı biraz açlık, biraz ayağımın acısı durdurdu. Kafamı kaldırdığımda Pasticceria Biffi'yi gördüm. 160 senedir aynı yerde. Benim Milano'yu ilk gördüğüm 1986'dan beri aynı yerde olması tarihi yanında küçük ayrıntı. Her şeyin sürekli değişmesine alışık bünyeme her seferinde şok etkisi yapıyor. Brie ve salame milanese ile bir sandviçe bir kadeh kırmızı eşlik etti. Servisimi veren yaşlı garsonun tatlı ama saygılı sohbeti ise ilaç. İstanbul'da yalnız yemek ne denli işkence ise, burada o kadar keyif.
bir gece hariç adam gibi yemek yiyemedim. her akşam fuar sonrası, bardan bir sandviç bir kola alıp koşarak odaya gidip eksik evrak işleri, nerede ise sabaha kadar üreticilerle telefon görüşmeleri, bağırmalar, çağırmalar... bir risotto yiyemeden döneceğime yanıyorum. ama buradaki pişmeye hazır risottolardan aldım birkaç paket. bir koca torba rende parmesana sadece 3 euro verdim desem? Raflarda şarap fiyatları insanı ağlatacak halde. 2€ya gayet içilebilir köpüklü şaraplar. Free shopta Keglevich 7€, burada markette de 7€. Bavulum zaten gelirken 20 kg üzeri idi, yemedi gözüm bir şey almayı.
ruhum dar dönüyorum... bir parçam burada kalıyor yine.
kısa zamanda edindiğim dostların tatlılığını da ekledim bavuluma.
Gelirken penti'nin istanbul desenli çorabını almıştım. dönünce tam 12 kişiye çoraptan göndereceğim :)
Doya doya kahve içtim. En iyi yaptığım şeylerden biri oldu :)
Sabah dokuz buçukta yola çıkıyorum. İlk durak Stazione Centrale. Oradan otobüs ve 1 saatte Bergamo'ya varış. Sonra check in. 14.00 te uçak kalkar. 18.00 gibi Sabiha Gökçen'e iniş. Cumartesi sabah ofise dönüş.
Asabi elbiseyi giyiş...
Son gece
Zerre kadar dönme isteğim yok
Şu ülkeye her gelişimde aynı şeyi hissediyorum.
hiç bir yere bu kadar ait hissetmişliğim yok kendimi. Burada hiç mi sorun yok? Var... Amerika için özgürlükler ülkesi derler ya, yalan arkadaş. Özgürlük burada aslında, hazmedilmiş, hakkı verilen özgürlük var.
onlarında başbakanları ile problemleri var, ama başbakan kendisine gelen eleştirileri gülerek karşılayabiliyor. Televizyonlarda acımasızca eleştirebiliyor ve fişlenmiyorlar. Konuşmak sorun değil. İşsizlik burada da var. Hayat inanılmaz pahalı, en ucuz t-shirt 40 euro. Ama et yemek halk için sorun değil, marketlerdeki yiyecek fiyatları bize göre çok daha uygun.
Manasızca tapınmak özenmek değil benimki.
yorgunluktan beynim iki lafı bir araya getiremiyor.
son derece verimli geçti bu sefer, güzel işlerle dönüyorum. ama gerideki sorunlar bırakmadı yakamı. İş yaparken destek lazım, nasıl olacak bilmiyorum. biri lazım yardım için. Hepsi bir tarafa düzgün üretici lazım.
Akşam 6 gibi bitti işim, valizimi bile topladım. ama tüm gün İstanbul'dan yetişen sorunlar nefesimi kesti. giydim ayağıma rahatça bir ayakkabı, altıyı çeyrek geçe hızlı adımlarla başladığım yürüyüş sekiz buçukta ayağımdaki sızı ile kesintiye uğradı. Ne saatin nasıl geçtiğini anladım, ne soğuğu, ne de yağmuru.
Kafamı biraz açlık, biraz ayağımın acısı durdurdu. Kafamı kaldırdığımda Pasticceria Biffi'yi gördüm. 160 senedir aynı yerde. Benim Milano'yu ilk gördüğüm 1986'dan beri aynı yerde olması tarihi yanında küçük ayrıntı. Her şeyin sürekli değişmesine alışık bünyeme her seferinde şok etkisi yapıyor. Brie ve salame milanese ile bir sandviçe bir kadeh kırmızı eşlik etti. Servisimi veren yaşlı garsonun tatlı ama saygılı sohbeti ise ilaç. İstanbul'da yalnız yemek ne denli işkence ise, burada o kadar keyif.
bir gece hariç adam gibi yemek yiyemedim. her akşam fuar sonrası, bardan bir sandviç bir kola alıp koşarak odaya gidip eksik evrak işleri, nerede ise sabaha kadar üreticilerle telefon görüşmeleri, bağırmalar, çağırmalar... bir risotto yiyemeden döneceğime yanıyorum. ama buradaki pişmeye hazır risottolardan aldım birkaç paket. bir koca torba rende parmesana sadece 3 euro verdim desem? Raflarda şarap fiyatları insanı ağlatacak halde. 2€ya gayet içilebilir köpüklü şaraplar. Free shopta Keglevich 7€, burada markette de 7€. Bavulum zaten gelirken 20 kg üzeri idi, yemedi gözüm bir şey almayı.
ruhum dar dönüyorum... bir parçam burada kalıyor yine.
kısa zamanda edindiğim dostların tatlılığını da ekledim bavuluma.
Gelirken penti'nin istanbul desenli çorabını almıştım. dönünce tam 12 kişiye çoraptan göndereceğim :)
Doya doya kahve içtim. En iyi yaptığım şeylerden biri oldu :)
Sabah dokuz buçukta yola çıkıyorum. İlk durak Stazione Centrale. Oradan otobüs ve 1 saatte Bergamo'ya varış. Sonra check in. 14.00 te uçak kalkar. 18.00 gibi Sabiha Gökçen'e iniş. Cumartesi sabah ofise dönüş.
Asabi elbiseyi giyiş...
Şu ülkeye her gelişimde aynı şeyi hissediyorum.
hiç bir yere bu kadar ait hissetmişliğim yok kendimi. Burada hiç mi sorun yok? Var... Amerika için özgürlükler ülkesi derler ya, yalan arkadaş. Özgürlük burada aslında, hazmedilmiş, hakkı verilen özgürlük var.
onlarında başbakanları ile problemleri var, ama başbakan kendisine gelen eleştirileri gülerek karşılayabiliyor. Televizyonlarda acımasızca eleştirebiliyor ve fişlenmiyorlar. Konuşmak sorun değil. İşsizlik burada da var. Hayat inanılmaz pahalı, en ucuz t-shirt 40 euro. Ama et yemek halk için sorun değil, marketlerdeki yiyecek fiyatları bize göre çok daha uygun.
Manasızca tapınmak özenmek değil benimki.
yorgunluktan beynim iki lafı bir araya getiremiyor.
son derece verimli geçti bu sefer, güzel işlerle dönüyorum. ama gerideki sorunlar bırakmadı yakamı. İş yaparken destek lazım, nasıl olacak bilmiyorum. biri lazım yardım için. Hepsi bir tarafa düzgün üretici lazım.
Akşam 6 gibi bitti işim, valizimi bile topladım. ama tüm gün İstanbul'dan yetişen sorunlar nefesimi kesti. giydim ayağıma rahatça bir ayakkabı, altıyı çeyrek geçe hızlı adımlarla başladığım yürüyüş sekiz buçukta ayağımdaki sızı ile kesintiye uğradı. Ne saatin nasıl geçtiğini anladım, ne soğuğu, ne de yağmuru.
Kafamı biraz açlık, biraz ayağımın acısı durdurdu. Kafamı kaldırdığımda Pasticceria Biffi'yi gördüm. 160 senedir aynı yerde. Benim Milano'yu ilk gördüğüm 1986'dan beri aynı yerde olması tarihi yanında küçük ayrıntı. Her şeyin sürekli değişmesine alışık bünyeme her seferinde şok etkisi yapıyor. Brie ve salame milanese ile bir sandviçe bir kadeh kırmızı eşlik etti. Servisimi veren yaşlı garsonun tatlı ama saygılı sohbeti ise ilaç. İstanbul'da yalnız yemek ne denli işkence ise, burada o kadar keyif.
bir gece hariç adam gibi yemek yiyemedim. her akşam fuar sonrası, bardan bir sandviç bir kola alıp koşarak odaya gidip eksik evrak işleri, nerede ise sabaha kadar üreticilerle telefon görüşmeleri, bağırmalar, çağırmalar... bir risotto yiyemeden döneceğime yanıyorum. ama buradaki pişmeye hazır risottolardan aldım birkaç paket. bir koca torba rende parmesana sadece 3 euro verdim desem? Raflarda şarap fiyatları insanı ağlatacak halde. 2€ya gayet içilebilir köpüklü şaraplar. Free shopta Keglevich 7€, burada markette de 7€. Bavulum zaten gelirken 20 kg üzeri idi, yemedi gözüm bir şey almayı.
ruhum dar dönüyorum... bir parçam burada kalıyor yine.
kısa zamanda edindiğim dostların tatlılığını da ekledim bavuluma.
Gelirken penti'nin istanbul desenli çorabını almıştım. dönünce tam 12 kişiye çoraptan göndereceğim :)
Doya doya kahve içtim. En iyi yaptığım şeylerden biri oldu :)
Sabah dokuz buçukta yola çıkıyorum. İlk durak Stazione Centrale. Oradan otobüs ve 1 saatte Bergamo'ya varış. Sonra check in. 14.00 te uçak kalkar. 18.00 gibi Sabiha Gökçen'e iniş. Cumartesi sabah ofise dönüş.
Asabi elbiseyi giyiş...
Wednesday, February 16, 2011
Muhabiriniz Milano'dan bildiriyor
Geldiğimden beri dinemeyen bir yağmur
Şanına yakışır şekilde, soğuk, yağmurlu ve gri
Otelden az uzaklaşabildim, azıcık yürüyebildim
Minicik odam, minicik yatağım ile mutluyum ama
Seviyorum bu toprakları, rahat ediyorum
Hele ki akşam gazetelere bakıp oda tv olayını okuyup, başbakanın tornadan çıkmış hanımlar demecini okuyunca kararan içim Milano ile yarış haline girince, iyiden iyiye gelmek istemiyorum geriye.
İnsan olduğumu hissedebildiğim yerlerde kalmak istiyorum.
akşam az biraz vitrinlere baktım, yeni sezon tüm güzelliği ile renklendirmiş şehri, ama fiyatlara yaklaşmadan önce tansiyon ilacı şart. Yemek içmek denildiğinde ise güzel ülkemden kat be kat ucuz, ister market olsun ister restaurant.
fuarın açılış saati geldi, benden bu kadar bugünlük.
Sunday, February 13, 2011
Bazen çıkılmaz çukurdan
Dear Evrim,
Önce yorumuna cevap yazıyordum, sonra düşünceler birbirini kovaladı.
Dün yazıyı yazarken gelen telefonla beraber dışarı çıkmam gerekti acilen. yolda bir yandan konuşup bir yandan giderken trafikte bir an oldu ve normalde kolay yapabileceğim bir fren çok zor oldu. Haftalardır lastiklerimi değiştirmem gerektiğini biliyordum, bitmek üzerelerdi ve başıma dert açmaları an meselesi idi.
Hayatım içinde aynı şeyi hissetmiştim uzun zaman önce.
Dün bir anda durdum ve gidip lastiklerimi değiştirdim, ihmal ettiğim rot balans ayarlarını yaptırdım. Ve araba yine benim bildiğim, sevdiğim minik böcüğüm oldu. Yine güvenmeye başladım ona, herhangi bir parçası bakım sinyali verene dek güveneceğim ona, sinyal geldiğinde ise güvenimi kaybetmek yerine gidip gerekenleri yapacağım.
Söz konusu hayat olduğunda ise işler bu kadar kolay değil. sinyalleri ciddiye alıp almamak çok şeyi değiştirmiyor. Mesela kendimi hapsettiğim odacığı yıkmam gerektiğini, yıkmama değeceğini düşündüğümde çok korkarak, korkmak ne kelime titreyerek yerle bir etmiştim odayı. Taze havayı ciğerlerime doldurdum korkarak, gün ışığının gözlerimi kamaştırmasına alışmaya çalıştım, net göremezken ellerimle de olsa etrafımı tanımaya kalktım. Bütün korkularıma rağmen uyum sağladım, hatta bu korunaksız ortamı, risklerini çok sevdim. Çok şey değişti, tansiyonum yükselmez oldu mesela. Başkasına güvenmeyi öğrendim, hiç bir şey yapmamayı, eve para getiren olmamayı, kural koyan olmamayı öğrenmeye çalıştım, adım adım başarmaya bile gittim.
Ama... malum amalar genelde olumsuzluğa giden yoldaki çakıl taşı :)
İnsan ne yaparsa yapsın değiştiremeyeceği şeyler varmış. Gidip kendi lastiklerimi değiştirip, ayar yaptıramıyorum mesela. Zaman geliyor, görüyorsun ki odasız yaşaman mümkün değil. Hatta pencere bırakman bile çok tehlikeli.
İnşaat zamanım sürüyor bir süredir. Yavaş ilerliyor inşaat ya yağmur yağıyor, ya belediye sorun çıkarıyor. diğer inşaatım kadar hızlı ilerleyemiyor çünkü artık artık o kadar genç ve enerji dolu değilim.
Ve 19lar geliyor arkadan... Yaşamam gereken hayatın bir parçası bu.
Nefes almak kadar normal artık.
Çünkü ülke gerçeğinin aksine, ben işini zamanında, doğru ve gerektiği şekilde yapan olmak için savaşıyorum. Ben sözünü tutan, ne olursa olsun, bedeli ne olursa olsun sözünü tutan olmak için çalışıyorum. Çıkan olumsuzlukların, bozulan sağlığın, aşılamaz gözüken engellerin beni durdurmasına müsaade etmiyorum. Artık herkesin normal kabul ettiği 2 sıfatın üzerime asla yakışmadığını düşünüyorum.
İşimi yaparken bahanelerin ardı yerine, savaş alanını seçiyorum.
İnan bana 19, korkaklıktan, kaçmaktan daha tehlikesiz.
Önce yorumuna cevap yazıyordum, sonra düşünceler birbirini kovaladı.
Dün yazıyı yazarken gelen telefonla beraber dışarı çıkmam gerekti acilen. yolda bir yandan konuşup bir yandan giderken trafikte bir an oldu ve normalde kolay yapabileceğim bir fren çok zor oldu. Haftalardır lastiklerimi değiştirmem gerektiğini biliyordum, bitmek üzerelerdi ve başıma dert açmaları an meselesi idi.
Hayatım içinde aynı şeyi hissetmiştim uzun zaman önce.
Dün bir anda durdum ve gidip lastiklerimi değiştirdim, ihmal ettiğim rot balans ayarlarını yaptırdım. Ve araba yine benim bildiğim, sevdiğim minik böcüğüm oldu. Yine güvenmeye başladım ona, herhangi bir parçası bakım sinyali verene dek güveneceğim ona, sinyal geldiğinde ise güvenimi kaybetmek yerine gidip gerekenleri yapacağım.
Söz konusu hayat olduğunda ise işler bu kadar kolay değil. sinyalleri ciddiye alıp almamak çok şeyi değiştirmiyor. Mesela kendimi hapsettiğim odacığı yıkmam gerektiğini, yıkmama değeceğini düşündüğümde çok korkarak, korkmak ne kelime titreyerek yerle bir etmiştim odayı. Taze havayı ciğerlerime doldurdum korkarak, gün ışığının gözlerimi kamaştırmasına alışmaya çalıştım, net göremezken ellerimle de olsa etrafımı tanımaya kalktım. Bütün korkularıma rağmen uyum sağladım, hatta bu korunaksız ortamı, risklerini çok sevdim. Çok şey değişti, tansiyonum yükselmez oldu mesela. Başkasına güvenmeyi öğrendim, hiç bir şey yapmamayı, eve para getiren olmamayı, kural koyan olmamayı öğrenmeye çalıştım, adım adım başarmaya bile gittim.
Ama... malum amalar genelde olumsuzluğa giden yoldaki çakıl taşı :)
İnsan ne yaparsa yapsın değiştiremeyeceği şeyler varmış. Gidip kendi lastiklerimi değiştirip, ayar yaptıramıyorum mesela. Zaman geliyor, görüyorsun ki odasız yaşaman mümkün değil. Hatta pencere bırakman bile çok tehlikeli.
İnşaat zamanım sürüyor bir süredir. Yavaş ilerliyor inşaat ya yağmur yağıyor, ya belediye sorun çıkarıyor. diğer inşaatım kadar hızlı ilerleyemiyor çünkü artık artık o kadar genç ve enerji dolu değilim.
Ve 19lar geliyor arkadan... Yaşamam gereken hayatın bir parçası bu.
Nefes almak kadar normal artık.
Çünkü ülke gerçeğinin aksine, ben işini zamanında, doğru ve gerektiği şekilde yapan olmak için savaşıyorum. Ben sözünü tutan, ne olursa olsun, bedeli ne olursa olsun sözünü tutan olmak için çalışıyorum. Çıkan olumsuzlukların, bozulan sağlığın, aşılamaz gözüken engellerin beni durdurmasına müsaade etmiyorum. Artık herkesin normal kabul ettiği 2 sıfatın üzerime asla yakışmadığını düşünüyorum.
İşimi yaparken bahanelerin ardı yerine, savaş alanını seçiyorum.
İnan bana 19, korkaklıktan, kaçmaktan daha tehlikesiz.
Subscribe to:
Posts (Atom)




