Friday, December 31, 2010

Baştan pazarlık...

Bak 2011
gelmene kaldı 2-3 saat
seninle baştan anlaşalım
benden işimi esirgeme, bana yetecek olanı huzur ile kazanayım
çok çalışayım, tuttuğumu koparayım
aşk maşk istemiyorum senden, sadece huzurumu alma benden
başka hastalık verme, olanla baş etmeme yardım et
ailemin, arkadaşlarımın huzuru yerinde olsun

ve sevgili arkadaşlarım, bir daha birini seviyorum deme gafletine düşersem, kafama odunu vurup ya öldürün ya bayıltın
ama bir daha o aptallığa düşmeme izin vermeyin şayet ben kendimi kontrol edemezsem

Yıl

Aslında tam da bu kadar basit ve netim.Yeni yıldan hiç bir beklentim yok.Mis gibi.

Thursday, December 30, 2010

bildiğin 30/12

bu da bitti sayılır
tek sayıları severim
uğurlu gelirler genelde
bakalım ne olacak durum...

çok cenabet bir gündü bugün, sonuna doğru döndü sanki kara bahtım ama... ne bilim...
ecnebi müşterilere hediye aldık bugün
aldık yanlış, bu kadar işin arasında gidip aldım
hacı bekiri ofise taşıdım
vakko'yu zengin ettim
ama bitti şükür
dhl abide teslim aldı
bir iş halloldu

yarın daha üreticileri aramak, yıkayıp, yağlamak lazım
nasıl zul geliyor allahım
sahte gülücükler, boş dilekler... che sara, sara...
yeni-eski değiştirmiyor bir şey ki. yıl vazifesini yapıyor sadece.

anneme gidip yemek stoğumu alacağım şimdi. zavallım, baktı bende ne yemek yapacak vakit, ne saçımı boyatacak vakit, haftalık erzak vermeye başladı yanıma :) 1 kola şişesi çorba alıyorum, 5 paket yıkanmış paketlenmiş salatalık malzeme, bir de zeytinyağlı, 2-3 günü kurtarıyorum.

cumartesi pazar uyuma fantezim patladı yine kıymetli popomda. Ne güzel hayalimdi ama!!!
patron kendine zorla milli piyango ısmarlattı bana. dedim o kadar benim elimin değdiği biletten hayır gelmezzzzzzz. Yanlış düşünüyormuşmuşum, ona pek uğurlu gelmişmişim.... pehhhh patron, ben ancak çalışıp kazanır kazandırırım, beleş bahtım kapalıdır benim. olan benim 16 liraya oldu. bildiğin battı arkadaş.

benim artık meşhur italyan çift her gün tatilden resimler atıyorlar bana, kafalarını kıracağım haberi yok. İntikamım acı oldu, bugün bir iş kitledim ona, tatilden dönünce anasından emdiği süt burnundan gelecek, haberi yok daha. keh keh pazartesi son gülen ben olacağım.

çarşamba akşamı yeşilköy balıkçı hasan'a götürdük gelen italyanı. Öğrendiklerim:
1. hasan eski hasan değil, bokum gibi idi yemekleri
2. bizim çocukçu italyan ancak yarım kadeh rakı içebiliyor
3. patron rakıyı sadece buzlu içiyormuş
4. patron benim yanımda rakı içilmeyeceğini öğrendi
5. yemekten sonra italyandan bir sipariş daha aldım, bende kesin bir bal var

benim "meşhur" hamile doğurmuş. öküzü taşı, çek, sus bir haber vermeye tenezzül etmesin.
Dönüşünde kendisini harika günler bekliyor.
PAzartesi biz bir daha taşınacağız, 2 kişi 1. kattaki daireye taşınıyoruz.
gerçi kendim kaşındım, söylenmemeliyim. Ex-hamile ile aynı katta olmak istemedim, patronum yavrum canımda kırmadı bizi. huzurlu çalışma her şeydir, nihahahahhaah

yazmayı kesip eve gitmek lazım şimdi, pardon önce anne sonra ev.
bir de bu hafta her akşam adama yardım edip, gece 2lere kadar sepet yaptım görümce kardeş ile.
Bu günde max. 3 saat uyku ile koşturmalar patlayacak bir yerde ama bakalım ne zaman.
İlaçları da bıraktım, ohhhhhh sefam olsun.
doktor kudaracak ama halim kalmıyordu arkadaş. vücuda zehir al al nereye kadar.
allah büyük... çıakrız bir düze

neysem ney
gidiyorum ben anama

Tuesday, December 28, 2010

Öğreniyoruz

Şimcuk, bugün ki dersimiz BUTEL (çoğulu butei) nedir?

bir nevi bizim kanka ayarı bir deyiş imiş.
Farkı : yemek-içmek-seks-silah seven arkadaş topluluğu gibi düşünüyoruz

elixir efendi, Uruk efendi siz de benim butei'lerimsiniz muhahahahhaha

Saturday, December 25, 2010

Tanıştırayım :)



Tanıştırayım... Arkadaşın adı Julius. amerikayı çoktan kasıp kavurdu, yunanistan'a kadar da epey bilinir oldu. Uzakdoğu keza yine arkadaşı pek tanıyor. Kim peki julius? Julius Paul Frank markasının yüzü. tüm ürünlerinde boy gösteriyor. Paul Frank 0-16 yaştan, 16-35 yaşa kadar herkese hitap ediyor. Ne yapıyorlar? Her çeşit giyim, çantalar, aksesuarlar, iç çamaşırları vs vs...





Ben de arkadaşların Türkiye'de üretimlerini yaptıran acentalardan birindeyim, benim accountum oldular.

Bakınız ama:


İçinde bebek ile düşünebiliyor musunuz bunu?

Olası en keyifli işlerden birini yapıyorum. 24 senedir çocuk çalışmamış firma, benimle gelişimin akabinde çocuğa da giriyor ve benim çocuk sahibi olma şansım yok... Allahım ironi budur işte!!!

biriniz niyetlenin bari de şunları vereceğim birileri olsun...
elixir Bey, siz de benimle birlikte giyersiniz sanırsam bunlardan



Bulma dönemi...

Ne zamandır bulamadığım yorumları bulma dönemim sanırım
Caccini Ave Maria by Slava...

Sabah...2

This is not my life diye bir dizi var. Belki rast gelmişsinizidr.
Adam sabah uyandığında, kafasında bölük pörçük hatıralar vardır, emin olduğu tek şey ise oraya ait olmadığıdır. Dolabındaki bazı gömlekler bile kendisine küçük gelir, sanki hangisi olursa diye bir kaç beden yerleştirilmiştir.

O hisle uyandım bu sabah. Bir sürü parçam havada. Benim ama ben değilim...
Komik...Acıklı... İçeride büyük bir panik hissi... Kalbim deli gibi atıyor...Deli gibi düşünen bir beyin...durmuyor...duramıyor...çıkmam lazım birazdan evden, yapılacak bir sürü iş....
Aynı hava gibi koyu gri içim

Friday, December 24, 2010

Muhasebe...

Adettir, nasıl olsa yapacağız; benim ki çıksın bari aradan...
2010 için "en"ler yılı idi diyebilirim
Her ne kadar uğraşsam da iyi girmeyi/girdirmeyi becerememiştim
Hayatımın "en" güzel doğum gününü yaşadım
Hayatımın "en" güzel kahvaltılarını yaşadım
Hayatımın "en" sevmediğim işini geride bıraktım, "en" sevdiğim işine girdim
38 senenin "en" kötü haberini aldım
38 senenin "en" anlamadığım kararına uyum sağlamaya çalıştım
38 senenin "en" güzel Poyrazköylerine gittim
38 senenin "en" güzel scrabblelarını oynadım
38 senenin "en" güzel evinde yaşadım ve aynı evden taşındım
38 senenin "en" sevildiğimi sandığım/inandığım senesini yaşadım, sonra sudan çıkan balık oldum
38 senenin "en" güzel hayalini kurdum
38 senede hiç tükürdüğümü yalamamıştım, yaladım yuttum bir güzel, "en" dönek oldum

bütün "en"leri bile bile bir daha baştan yaşarmıydın derseniz, tereddütsüz yaşardım, ikinci aydan beri aşağı inen grafiği bile bile yaşardım. tüm cesaretimi toplayıp, belki ilk defa kurabildiğim hayallerin yerle bir olacağını bile bile yine de baştan yaşardım.

Sadece dalından kopan bir çiçeği tekrar elime alabilmek için, sadece bir kez kapıdan öperek göndermek için, sadece bir kez heyecanla bekleyip hoşgeldin diyebilmek için tekrar yaşardım tüm seneyi...

Hayat devam edecek tabii. Bir gün heyecanlanacağım başka şeyler olacak, güleceğim, üzüleceğim, bağıracağım, sevineceğim, ağlayacağım... yaşayacağım...
Herkes gibi...

Se continui così... se mi guardi così eğer böyle devam edersen... eğer bana böyle bakarsan
prima o poi parte un bacio lo sai eninde sonunda bir öpücük gelecek biliyorsun....
e se poi non ci stai, e se poi te ne vai ve eğer sonra kalmazsan ve çekip gidersen
va a finire...che esco di testa bitecek...kafam almıyor
e io non ne ho nessuna voglia lo sai... ve bunu hiç istemediğimi biliyorsun

non parlarmi così, non toccarmi. così benle böyle konuşma, bana böyle dokunma
la tua sana vergogna dov'è? sağduyun nerede?
non ti ho cercata ti ho incontrata, lo sai seni aramadım, sana rastladım biliyorsun
non ti ho chiamata mi hai risposto, lo sai seni çağırmadım, bana cevap verdin biliyorsun

NON TENTARMI DAI HADİ BENİ BAŞTAN ÇIKARMA
MI CONOSCI ORAMAI TANIYORSUN BENİ ZATEN
E SAI ANCHE CHE POI... VE ZATEN BİLİYORSUN...
NON TENTARMI DAI HADİ BAŞTAN ÇIKARMA BENİ
"che mi sanguina il cuore" "kalbim kanıyor"
e ti giuro "fa male" ve inan bana çok acıtıyor

Se mi baci così.... se mi dici così eğer beni böyle öpeRsen... eğer benimle böyle konuşursan
come al solito diventa magico ancora doğal olarak her şey daha büyülü bir hal alıyor
io distante…..e mai altrove ben uzaktayım... hiç bir yerdeyim...
tu chissà….. chissà dove?!.... sen kimbilir... kimbilir neredesin
è per questo... che mi chiedo perche' işte böyle... kendime neden diye soruyorum
per stare bene solo un'ora con te seninle 1 saat iyi olabilmek için
dovrei star male tutto il resto neden tüm kalan saatler kötü olmalı
del tempo che mi resta senza di te sensiz kaldığım saatler
NON TENTARMI DAI HADİ BENİ BAŞTAN ÇIKARMA
MI CONOSCI ORAMAI TANIYORSUN BENİ ZATEN
E SAI ANCHE CHE POI... VE ZATEN BİLİYORSUN...
NON TENTARMI DAI HADİ BAŞTAN ÇIKARMA BENİ
"che mi sanguina il cuore" "kalbim kanıyor"
"più ci entri e fai male" "kalbime girdikçe daha çok acıtıyorsun"
IO CHE ADESSO RIVIVO E DESCRIVO IL PASSATO BEN ŞİMDİ GEÇMİŞİ TEKRAR YAŞIYORUM VE TANIMLIYORUM
DICENDO E' FINITA DA UN PO' BİTİŞİNİN ÜZERİNDEN BİRAZ ZAMAN GEÇTİ
IO CHE scrivo SUI MURI DEL tempo ALTRI NOMI ZAMANIN DUVARLARI ÜZERİNE BAŞKA İSİMLER YAZIYORUM
CHE FANNO GIA' PARTE DI ME Kİ BUNLAR ZATEN BENİM BİR PARÇAM OLMUŞLARDI

NON TENTARMI...dai.. HADİİİİ.... BAŞTAN ÇIKARMA BENİ




Thursday, December 23, 2010

Vay be...

vay be arkadaşlar...

kaç sene olmuş?
tam 18

18 sene sonra,buluş... hiç bir şey değişmesin
kaldığın yerden devam et konuşmaya
14-18 şubat'ta seni görebilmek için işini gücünü ayarlayıp o da milano'ya gelsin padova'dan kalkıp

öyle çok sarılma, öpüşme insanı değilimdir ama kokusunu çeke çeke içime öpeceğim
Hande-Banu-Ben-Şebnem...
4lü gruptuk
onlar 3ü yakın otururdu, ben ancak haftasonu katılırdım gezmelere küçükken
Hande'yi göreceğim yeniden
16lı yaşlarda kız çocuğu sahibi Hande'yi göreceğim...
Vay be... kıpır kıpır içim...

biz orta 1 de iken, lise sonda gino diye bir cocuk vardı.
o sıralarda da cino diye birgofret çıkmıştı
nefret ederdim o gofretten, ama alırdım
onlar yerdi, ben kitap kabı yapardım ambalajlarından :)

nişantaşı kızı idik biz o yıllar...
vay be... ne çok zaman geçmiş
nerede ise senelerdir doğru dürüst nişantaşına bile gitmedim ben
yokluktan değil tabii, acındırmış gibi olmayayım :)
Onlarsız keyif alamayaşımdan belki
Belki de son büründüğü hali sevemeyeşimden

Amannnnnnnnn
Arkadaşımı göreceğim ben beeeeeeeeeeeeee


Wednesday, December 22, 2010

aklımda sofralar var...

aklımda sofralar var, kalabalık ama kuru değil o kalabalık
yenecek, içilecek, gülünecek
hatta bir de sevgili olacak yanında
arada kafanı yaslayacaksın
arada bacağını okşayacaksın usulca
dostun arada gelip sarılacak
sofrada çok şey olmasın
mutlaka bir roka salatası, sert yağlı beyaz peynir, mutlaka taze fasulye, biraz kalamar ızgara, biraz tereyağ, kızarmış ekmekler, mısır ekmeği de olsun hatta, köz patlıcan sarımsağı yoğurdu bol, bir de börülce
hiç azalmasın ama bunlar
sonra ızgara balıklar gelsin, yanına mutlaka spumante eşlik etsin ki bizler çakır keyif olalım, pek tatlı olalım
hiç derdimiz olmasın o gün
deniz kıyısında dışarıda olalım
güneş tatlı vursun
hani yazın saat 5,5-6 gibi bir tatlı hal olur ya
o hali istiyorum
arada eğilip sevgilinin kulağına usulca, eve gidince yapmak istediğini fısıldayıp çapkınca bakacaksın
lafta kalmayacak ama söylenenler, eve gidince gerçekten yapacaksın
hatta arada tuvalete kaçıp, bir ağaç arkasında öpüşeceksin sevgilinle
yerinize döndüğünüzde, yanakların kızarmış, saçın hafif dağılmış olacak
sarhoşluk arttıkça, adamının gözünde kaybolacaksın, dalıp gideceksin gözlerine
sufleler yenip kahveler içilirken kalbin gencecik bir kızmışsın gibi atacak
eve gitmeyi özlemiş olacaksın
sarılıp öpeceksin arkadaşlarını teker teker
arabayı çalıştırmadan bir kez daha öpeceksin sevdiğin adamı, sanki kaçamakmış gibi, sanki bir daha öpemeyecekmişsin gibi
yolda konuşmayacaksın
fonda vasco mu çalar, gençliğinizde bir şeyler mi, suyun öteki yakasından stavros mu bilemem
ah bu çalacak işte... bu sefer buldum http://fizy.com/#s/1go8qx
döne döne çalsın hatta

asansörde başlayacaksın öpüşmeye, ama şehvetle değil... dokunmaya kıyamazcasına
midemde kelebekler uçuşuyor klişesini doyasıya yaşayacaksın
asansör çoktan sizin kata gelmiş, ışığı sönmüş olacak ama sen oradan kıpırdayamayacaksın
başka sevişeceksiniz o akşam
biagio'nun dediği gibi "Voglio fare con te l'amore vero quello che non abbiamo fatto mai, quello dove alla fine si piange si leccano le lacrime " mutluluktan ağlayıp birbirinizin gözyaşını kurttuğunuz sevişme...

Hayal işte...
Tüm hak etmezliğime, tüm olanaksızlıklara, tüm gerçek dışılığa ve hatta tüm hayvani karakterime rağmen istiyorum bende be yahu...
Batıl olayım azıcık bu sefer...
Her dileğin bir kabul anı olurmuş, belki bu sefer benim saatim gelmiştir



Bereketli olsun

Kendi aldığım ilk siparişi yükledim bugün...
el salladım arkalarından
notu olsun buralarda...
bir gün ne zamandı diye takılırsa aklıma...

Tuesday, December 21, 2010

Hay a.k. denen anlar-1

Adice bir yerden şarkı duyulunca....

Gün ağarınca
Boynum bükülür
Dalarım uzaklara
Gönlüm sıkılır

Sorma ne haldeyim
Sorma kederdeyim
Sorma yangınlardayım
Zaman zaman

Sorma utanırım
Sorma söyleyemem
Sorma nöbetlerdeyim
Başım duman

Ah bu yangın beni öldürüyor
Yavaş yavaş
Kor kor ateşler yanıyor içimde
Aşkı beni kül ediyor…

Yeni adetler...

Yeni yeni adetler çıkarıyorum
11.30 gibi yatağa girip, 2 de uyanmak, 3e kadar uyuyamamak ve sonra zor kalkmak gibi...
Sabahları zorla da olsa bir sandviç yemek gibi
Kahvemi içerken hiç bir şey yapmamak, hatta sigara bile içmemek gibi
Sessizliği bozmak için kendimi zorlamak gibi
Akşam korka korka da olsa bir adım attım mesela
Darısı yeni adımların başına


Monday, December 20, 2010

ikili delillik

Vay be ..budur..bu değildir...budur..bu değildir hahaha şahane...

Sunday, December 19, 2010

İnsan yaşadıkça öğreniyor

İnsan yaşadıkça öğreniyor, yaşadıkça şaşırıyor.
Kolay kolay bir şeylere şaşırmayacağınızı düşündüğünüz anda öyle şeyler geliyor ki önünüze, bir müddet geçmiş bilgiler inanmanızı zorlasa da, bir bakıyorsunuz hayat gerçekten sürprizlerle dolu.

Kendimi yorma çabalarım o kadar iyi sonuç vermiş ki bugün yerimden milim kıpırdayacak halim yok. bu kadar işin arasında bir de taşınıyoruz. Aslında tam taşınma da değil, iş yerimde 2 katta ofisimiz var. Benim bulunduğum 4. kat ve sekizinci kat. binamızın asansörünün sık sık bozulması sonucu taşınmaya karar vermiştik. Lakin 20 senedir aynı binada çalışan patronum için kolay bir değişiklik değildi bu karar. Tesadüf sonucu binanın ilk katında bir daire boşalınca, hadi dedik orayı tutalım, orası showroom ve patronun odası olsun, 4. katta biz çalışanlar olalım, birimler birleşsin.
altı üstü azıcık değişiklik ama, yer yerinden oynuyor. Yeni yerleşme düzeni için her şey yer değiştiriyor. dün yaptığım açtığım taşıdığım koli sayısını unutmuşken, arada bir de bu hafta çıkacak koleksiyon sevkıyatlarını eklerseniz yer gök paket, yer gök atılacaklar verilecekler... Karmaşa hakim, bir de çalışan ustaları düşünün, eh şu da olsun bu da olsun derken eklenen boyacılar, pimapenciler...
Arada annemin netbook istemesi, kullanımını öğretmenin bana düşmesi, evdeki adamın yılbaşı stresi, kardeşin dertleri derken pil bitmiş.
Aynı kardeşin cuma akşamı 11e çeyrek kala hiç bir yere gitmiyorsun, delireceksin yine diyerek zorla kolumdan tutup sinemaya sürüklemesi ise tek eğlenceli aktivite olarak tarihte yerini aldı.

Neden şaşırdığımı anlatacakken amma da uzattım lafı...
Hani o 2000 li kmlerden beni güldüren, gönlümü alan arkadaşım var ya... İş için skype üzerinden tüm gün bir şekilde iletişim halindeyiz, iş miş derken arada laflıyoruz da. İş için gidip gelen paketlerin arasına ben ona pek sevdiği lokumlardan gönderiyorum, o bana bresaolalar gönderiyor, iki ülke arası yiyecek trafiğimiz had safhada :) 2 tane çocuğu var, biri 18 aylık fıstık gibi bir kız, diğeri 5 yaşında fırlamanın allahı bir oğlan. Ben onlara yeni yaptırdığımız çocuk eşyalarından gönderiyorum, o bana dünya güzeli polarlar. birbirimize rüşvet vere vere ülkeler arası ticareti arttırdık :) İtalya'da Verona'nın küçük bir kasabasında yaşıyor. Hani meşhur romeo ve juliet'in veronası. topraklara sinmiş o aşk hali hala etkili, bir şekilde işlemiş kanlarına. Karısı ile ortaokulda tanışmış, ilk sevgilisi. İlk ve son aşkı... Evlenmişler, dediğim gibi 2 de çocukları var. görüp görülebilecek en tipik italyan ailelerden biri. Kardeşler, arkadaşlar derken hep büyük bir aile gibi yaşıyorlar. filmlerdeki o büyük sofralar, bıcır bıcır konuşmalar günlük hayatları. Ve bu 2 insan birbirilerinden başka kimseyi öpmemiş, kimseyi arzulamamış, her şeyi birbirleri için yapmışlar. Bu hafta karısını da kattık sohbetlerimize.
İçimi ne kadar ısıttıklarını, bana ne kadar ümit verdiklerini anlatmam mümkün değil. bir yerlerde iyi ve temiz bir şeylerin hala olduğunu, gerçekten olduğunu bilmek yaşadığımız koşulların çirkinliğini yüzüme vursa da, mümkün diyebilmek çok huzur verici. Belki benim hayatımda olmayacak bu güzel şeyler, ama dünya komple kötü değil, dünyada her şey çirkin değil.
eğer bir aksilik olmaz ise Mart 2011'de evlerinde konuk olacağım. Karısından söz aldım, bana geleneksel hali ile polenta yapmayı öğretecek.
Çalışmak her zaman kurtarmıştır beni, yine kurtarıyor. Önce düşünmemi engelledi, acı ile baş etmemi sağladı. Şimdi dünyanın kötü olmadığına ikna etti, sonrası sürpriz.

sizlerden birinin hayatın güzelliğini anlatması bir kulağımdan girip diğerinden çıkardı muhtemelen, ikna çabası diyebilirdim. ama onlar hiç bir şey bilmeden sadece varlıkları ile ikna ettiler beni. Keşke noel için davetlerine icabet edebilse idim, 5 arkadaş 2 aydır provalar yapıyorlar, bir barda konser verecekler :) Grubun adı da JINGLE BOYS :) Artık çekilecek videolarla idare edeceğim...

Friday, December 17, 2010

Bir sigara içimlik...

Bir sigara içimlik ara verdim güne
sonra vazcaydım
neyime dinlenmek

Thursday, December 16, 2010

Yaşlanırken tilt olduğum durumlar serisi-2

seriyi alır devam ettiririm...
zira uyuzum...
üstüne bir de hırsız çıktım...

Sabahları virgin ve gevezeye alıştım arkadaş
çünkü bana paşa paşa şunu çalıyor düzenli:


ilk zamanlar diğer kanallarda yoktu
temiz bir insan olduğum için indirip cd ye de çekmedim
paşa paşa düzenli dinleyici olduydum
Koray karakterini de pek sevince alışkanlıklarım listesine girdi

Sabah bindir arabaya, açtım radyoya
bant yayın...
bildiğiniz sinirlendim arkadaş

aha da kendilerine diyorum buradan:
Hey baby – you can be my girl I can be your man
And we can pump this jam however you want
böyle yüzeysel bir karakterim
itirazı olan??? talk to the manager gayet nigger bir attitude ile söylendi hemde!!!
politically correct olamayacağım, zo zorry

Kapı duvar...

simdi elixir'in mailini okudum
bir de Evrim'in...
Uruk mail atmamış ama tahminim o da nerde be yaw diyordur :P

Dillendiremediğimi yazayım da bari, bitsin işkence.
duyduğumdan beri yerde gökte değilim, gerçi bir elim hep telefonda biriniz ile bile olsa konuşabilsem ferahlayacaktım sanki. ama söylersem gerçek olacaktı.

Arayabileceğim saatler uygunsuzun paşa babası idi, o da engelledi beni.
günlük uyku saatim 3 dediğimde anlarsınız zaten halimi.

Neyse, çok dolandırmanın manası yok, zaten geçtim yarı yarıya kabule.
Çocuk sahibi olmaya yönelik tüm hayalleri rafa kaldırdım, yeniden inebilecek şekilde değil... bu yüzden rafa kaldırmak doğru kelime seçimi değil, belediye atık arıtma tesisine gönderdim.
Doktordan alınan tavsiye bir an önce tüm ilgili organları da temizletmek ve binde birde olsa risk almamak. Organlardan vazgeçmeye tam hazır değilim, onu öteledim bir müddet. Önce hazmetmem gerekli.

Yazmayı becerdiğime göre 3 hafta içinde, bir kaç haftaya konuşabilir hale de gelirim.

biliyorum özellikle elixir bey nefret ediyor bu halimden ama aklı başta tutmak için tek çarem...
sizler de bir şey demeyin bana bu konu ile ilgili, hani farz edin ki yorumlar kapalı.

İyi haber de sıkıştırayım araya, oturduğum yerden resmen iş sıçınca :) patron dün milano'da ki büyük fuarlardan birinden stand aldı. Şubat'ta oradayım 4-5 gün. Siparişleriniz olacak ise hazırlayın listenizi :)

Benim yerime, hatta herkesin yerine Biagio konuşsun...


Sözlerini de şettiriyim, artık google translate filan halleşin anlamak isterseniz
Cosa fai, scappi già
dammi il tempo di un caffè
non ce n'è, non ce n'è
sei bell'anima per me
hai qualcosa di me
ho qualcosa che io ho di te
Che paura mi fai
buongiorno bell'anima, caffè

Voglio fare con te
l'amore vero quello che
che non abbiamo fatto mai
quello dove alla fine si piange
si leccano le lacrime
quello che adesso so
di poter fare solo con te
quello che ora posso dare
solo e soltanto solo a te
buongiorno bell'anima,buongiorno bell'anima

Tra me e te, fantasia
giochi aperti e grandi idee
che cos'è? dillo tu
cosa siamo insieme noi.
Siamo tutto e di più
se hai bisogno divento dottore
e l'attore che è in me
saprò farti non abituare
buongiorno bell'anima, caffè

Voglio star con te
ma questi fantasmi ancora in noi
sono più vecchi di ogni età
e hanno poca fantasia
ingabbiano senza logica
e tu mia piccola virtù
tocchi il più alto punto in me
tanto che non torni più
tanto che resterai quassù
buongiorno bell'anima buongiorno bell'anima

Voglio fare con te
l'amore vero quello che
che non abbiamo fatto mai
quello dove alla fine si piange
si leccano le lacrime
quello che adesso so
di poter fare solo con te
quello che ora posso dare
solo e soltanto solo a te
buongiorno bell'anima buongiorno bell'anima buongiorno bell'anima


Monday, December 13, 2010

Yemeksepeti vs Referandum Sonuçları

YemekSepeti'ne giren iller ve Referandum Sonuçları..Aslında ne kadar şeyi gösteriyor da farkında mıyız acaba ?

Saturday, December 11, 2010

Elixir V3.9

Hayatımdan bir yılı daha eskiterek yeni versiyona kendimi yükseltiyorum sevgili okuyucu.Bugün o gün, yaşlandığımı hissettirecek gerekli,gereksiz her türlü anlamsızlığı yaşama lüksünü verdiği için yukardakine selamlarımı yolluyorum.Pastayı işyerinde dün kestim, üzerinde 1 mum vardı, küçükken çok üzülürdüm pastanın üzerindeki mumların sayısı niye bu kadar az diye, şimdi ise mumlu pasta yemediğime duacıyım sanırım.
Günün programı sürpriz olsun, zaten hayat sürprizlerle kıyak, gerisi hikaye...

Friday, December 10, 2010

Good Life

Oh, the good life, full of fun seems to be the ideal
Mm, the good life lets you hide all the sadness you feel
You won't really fall in love for you can't take the chance
So please be honest with yourself, don't try to fake romance

It's the good life to be free and explore the unknown
Like the heartaches when you learn you must face them alone
Please remember I still want you, and in case you wonder why
Well, just wake up, kiss the good life goodbye

Thursday, December 9, 2010

See what people will do for a hublot ?

See what people will do for a Hublot ?
İnsanlar bir Hublot için neler yaparlar ? bravo Bernie..yakışır koçuma..

Wednesday, December 8, 2010

Yaşlanırken tilt olduğum durumlar serisi-1

Bedenin yaşlanmasıyla aklın yaşlanması her daim aynı senkron'da gitmiyor sevgili okuyucu ama bazı olan durumlarda yaşadıklarım hep acaba ben yaşlanıyor muyum sorusunu aklıma sokuveriyor.
Seri'nin ilk bölümünü iletişim'e ayırıyorum.

Madde 1: İletişim her daim karşılıklıdır, eğer ben bir durum yüzünden karşımdakini arıyorsam nedeni bellidir.
Madde 2: İletişimden beklenti de karşılıklıdır, eğer benim bir beklentim varsa iletişerek görüşmem gerekir.
Madde 3: Karşımdakinden yanıt beklemek benim doğal hakkımdır öyle olmasa niye arayayım ?
Madde 4: Yaşlandığımın en büyük sebebi oturup bunun için yazı döşemem sanırım.
Madde 5: Siz siz olun aradığınız zaman karşınızdakinden sürekli cevap beklerken tekrar tekrar aramayın yoksa benim durumuma düşersiniz.
Madde 6: Bir de naçizane önerim, cehennemde inşaat işi yapsanız bile karşınızdaki insanı arayip bilgi verin, cahil birakmayin, mesajlarını öksüz bırakmayın...

Tuesday, December 7, 2010

Set Julian Assange Free

Herkesin okuduğu ama çoğunluğun bulaşmak istemediği adam yakalandı, ikiyüzlü insanoğlu bunu da yaptı.Nefret ediyorum bu ikiyüzlülükten..

Sunday, December 5, 2010

Pazartesi geliyor...

Rüzgar gibi bir cumartesi...
Sabahtan koşarak alışveriş, zira bu hafta İtalya'dan ağa babalar geliyor ve verilen kilolar sonrası hakikaten giyebileceğim formal tek bir kıyafet kalmamış. Hiç hesapta ve akılda yokken hadi bakalım size...
sonra dön koşarak ofise, cuma akşamı 9da mail atıp bilgiler isteyen sevgili çiçek göndericime selam olsun. İyi ki sizi af etmişiz Davide Bey, burnumdan getirdiniz!!!

Bir baktım akşam 6 e ben hala ofisteyim. Çık, ışık hızı ile eve dön, yemek, çamaşır, kurutma, etrafı toplama, e 11de pilin bitsin e uyu.

Pazar sabahı 8, uyan, bir kahve ve doğru spora. Dünden eksik kalanları al, eve gel, bir bak adsl kesik, lan faturalar nerede derken, öpe öpe öde faturaları. Çalışmaya başla, zira pazartesi sabahı karga kahvaltısını etmeden Davide Efendi ciao carissimaaa deyip isteyecek tabloları.
Saat olmuş 19... dinleneyim biraz, zira yarın sabah gün 5 bucukta baslayacak ve Elixir Bey'in erken doom günüsü şerefine geç vakte kadar devam edecek.
sonra olacak günlerden Salı... ve sonra cumaya kadar nefes almak olmayacak. Ama önümüzdeki hafta sonu kesinlikle uyuyacağım, hiçbir şey buna mani olamaz!!!!

Evrim'ciğim, bu hafta evi yemeksepetinden beslemeye karar verdim. Aslında karar vermedim, yemek saatlerini çok geçe evde olacağımdan boşa program yapmadım.

Saturday, December 4, 2010

Yemek + Hayat..Sahicilik üzerine öz-eleştiri

Yemek,Gurme vs. Blog'larını izliyorum da maşallahları var herkes Stepford Wives tadında..
Bana da çok açık söyleyeyim yapmacık duruyorlar bu yüzden, yahu allahaşkına hayat sadece kek yapmak, restorana gidip foto şipşakcılık yapmak, şarap içmekten mi ibaret ? hele bir puro blog'u keşfettim şaka gibi..

Bazı bloglar var takip ettiğim hakikaten beğeniyorum,temiz yazı,düzgün ifade, netlik...
ama varoştan gelme olduğu gün gibi aşikar paçozların içinde yaşayamadığı,debelendiği ama aleme kendilerini teşhir ettikleri berbat blog'larında röntgenci sayısı inanılır değil demek ki türkler avam meraklısı..tevekkeli değil kadınlar saçlarını ölümüne sarartmak için kuaför'ün kapısını aşındırıyor vardır bir bildikleri demek ki..

Biz bunları okurken keriz miyiz ? Geçin abi bu -mışlı hayatı..Geçin politically correct ayaklarını..yemişim ben bu işi..gerekirse avamlaşacaksın, gerekirse delleneceksin, gerekirsen sofistike olacaksın..hepimiz böyle değil miyiz ?

Nedir bu gurme yazacam diye taşradan gelme yeni yetme zenginler gibi kasmaca oynaşmak..boktan mekanlarda ayşecik'lik oynamak..Sanki herkesin soyu kraliyet ailesi..yapmayın yahu..

Burda oyun oynamıyoruz, burda sahiciyiz..varsa var, yoksa yok, mışcılık, cilik,culuk yok :)
Yemezler..yoksa ? yerler mi ..hmm...

etrafta tomurcuklanan hamburgerciler serisi- 1- mano burger -tünel

Hadi okuyucu, kiyak geciyorum bilesin, bir süredir yazım kabızlığı çekiyordum ama yazasım geldi yazıyorum.
Bilenler bilir, son 1 senedir bir anda İstanbul'da hamburgerciler etrafta palazlanmaya başladı, bu Emre Mermer'in Dükkan'ıyla başladı sonra bir anda insanların gurmeleşeceği tuttu ve birbiri ardından hamburgerciler açıldı.
Efendim bu girizgahımızla Etrafta tomurcuklanan hamburgerciler serimize başlayayım.
Tabii ki elixir stayla farkıyla..
Öyle sanmayın bol keseden not dağıtacağımı..
Mano tünel meydanından soldan aşağıya doğru kaykılırken hemen sol kolda dükkan burger'le arasında 2 dükkan var.
Mekan fena görünmüyor ama fena olanlar hamburger diye sattıklarında..
Gelelim benim niye bu yediğimi beğenmediğim mevzusuna, bir kere herşeyden önce gelen hamburger'in pişimi fena değildi ama diğer rakipleri gibi kalın değil ince idi önce burada anlaşalım.
İkincisi ısmarladığım hamburger'in köftesinin üzerinde emmantel olması gerekiyordu, onun yerine emmantel pulu yapıştırmışlar, ben olsam filatelist derneğine pul olarak bağışlardım.
Üçüncüsü koydukları jambon gayet tatsızdı, yazar burada malzemeyi nereden aldıklarını merak ediyor.Dördüncüsü ben aynı hamburgerin varyantı'nı moda'daki orjinal kırıntı'da emmantel olmadan yiyebiliyorum üstelik daha az ödeyerek.hatta daha iyi davranıyorlar.Burada pul kıvamındaki emmantel'in katmadeğerinin birşey olduğunu düşünmüyorum.
Beşincisi gelen hamburgerin sidedish olarak adlandırdığımız yanında gelen patates kızartmasının da gerçekten çok başarısız olduğunu da ifade etmem gerekiyor, mcdonalds veya burgerking'deki patates kızartmalarından hiç farkı yok, aynı onlar gibi eksik,kırılmış,servisten kalan kırıntılarla gelen patates kızartması beni düşündürüyor, bir de içine koydukları soğanı önceden pişirip kenara koymuşlar bariz buz gibiydi..hoş değil bu özensizlik..
Madem benden 16 lira (15,60'dı sanırım menü) para alıyorsun hiç değilse itina göster servis verirken değil mi ? 10 $ para veriyoruz boru değil sevgili işletmeci ama sen gaza gelmiş müşterilerine herşeyi ittiriyorsun bu da senin şımardığın anlamına geliyor.

Mano burger lafım size..İşletme olarak bu yazdıklarımı pek anlayabileceğinizi sanmıyorum, Şımarıksınız çünkü servisiniz berbat ve özensiz, gelen müşterilere fastfood restoranına gelen müşteri muamelesi çekiyorsunuz, hamburgerlerinize vermeniz gereken özeni göstermiyorsunuz, bu yüzden gelen insanlara vermeyi vaat ettiğiniz lezzetli,özel hamburger yeme ve kendini bunu yiyerek özel hissettirme hissini yaşatmaktan uzaksınız.
Bu "-mış gibi" yapan sizin gibi mekanların ortak sorunu...İstanbul'da bu hissiyatı müşterilerine veren mekanlar gitgide çoğalıyor, kaliteden çok oraya gelen müşterinin kayıtsız, şartsız, sorgulamasız herşeyi satın alması yüzünden mekanlarda müşteriler gibi avamlaşmaya, birbirine benzemeye başladı..
Bir taşı da blogger'lara atıyorum, fanboy'lar gibi her boku övme, her bir yerde olma, yazma merakımız yüzünden, mekanların da götünü çok kaldırıyoruz birlikte ama  bu da mide bulandırıcı..Mekanı övmek için kasideler düzmek, mekanın götünü yerden kesmek bir vakit anlamlı gelebilir ama gelenlerin kaçan zevkini düşünen yok..

Mano Burger Tünel...
Mekan: Eh
Servis: Vasat
Yemek: Vasat
Hesap: Fena Sayılmaz

iş sıktı şimdi...

iş sıktı şimdi 2 satır karalayıp öyle devam edeyim

şimcük, akşam bostancı sahildeki malum kebapçıya gittik yemeğe
bir gece önce atışmışız biraz, eski defterlerden bir iki sayfa açıp hırslanmışız filan karşılıklı
hadi didim, eve yine bir huzur gelsin, akşam işten çıkmadan 9 civarı alo didim adama hadi gel sana yemek ısmarlayayım.
9 buçuk gibi buluştuk, ataşehirden benden daha sonra bostancıya ulaşması ayrı bir komedi tabii. O gelene dek ben mezeleri söyledim, rakısını söyledim, kendime bir bira. Başladım yavaştan demlenmeye. konsepti aileye yakın bir mekan neticede, hiç yoksa 22 senedir filan giderim mekana. bilirim iyi kötü, personel beni tanır daima arada uzun soluklu gitmemezlikler yapsam da. Hepi topu 10 dakika masada tek başıma beklemişimdir, 2 eşlik teklifi geldi. Ulen üstüme başıma bakıyorum, yeşil bir kanvas, yeşil atlet-yeşil hırka, ayağımda düz spor ayakkabılar. Makyaj yok, saçlar 2 günlük. Hani benim bana bakasım yok, dekolte yok ki t-shirt bile giysem severim açıklıkları. Neyse şefiminde yardımları ile savuşturduk adamları.
bizim adam da geldi, ses etmedim olay çıkarmasın diye.
Neyse biz gülüyoruz ediyoruz filan, arka masada da 4 bey içip kebaplarını yiyip sohbet ediyorlar. Sesleri biraz yüksek ama saat olmuş artık 10 buçuk, herkes hafiften çakırkeyif normaldir sesin yükselmesi. Saat 11e gelirken arkadaki beylerden biri kiralanabilir kadınlar ve ilgili meknalar konusunu açtı. diyebilirim ki Milano ve Zurhiteki tüm mekanları öğrendik. Benim adamı biliyorum birazdan arızaya geçecek, şirkette zaten 3 şişe şarabı 3 kişi devirmişler, üstüne rakıyı içmiş, enine boyuna kaba kuvveti de seven bir adamı getirin gözünüzün önüne. Ben de arıza dakikasını bekliyorum artık, zira o alkol derecesinden sonra alıp indirir adamları aşağı, belli. Adamlarda tam benim arkamda ne konuşsalar duymamam mümkün değil. Allahım sana geliyorum.
Benimki kulağını oraya verecek vakit bulamasın diye ömrü hayatımda durmaksızın konuşmayan ben başladım anlatmaya, işten girdim onu bunu derken en son kendisinin giyimi ile ilgili fikirler üretmeye geçmiştim ki bir dakika yerinden sakın kıpırdama dedi. Dedim geçmiş olsun, gecenin sonunda karakol gözüktü, Fikret Abinin telefon yanımda mı acaba...
bu arada size sohbetin gittiği yerleri de anlatmam lazım ki birazdan anlatacağım sahneyi daha iyi düşünün.

Arkamdaki abi bir mekanı ve vizitelerini anlatıyor.
Abicim eğer ortadaki salonda kadın ağzına boşalırsa x lira
Eğer odaya geçip ağzına boşaltırsan y lira
Prezervatifsiz içine boşalacaksan z lira
sürekli olarak bağıra bağıra boşalma diyerek geçen bir uzunnnnnn liste düşünün.
Abi yazık demek ki senede 2 kee "ancak" boşalıyor ki durumu bu kadar duyurma çabasında.

tutucu değilimdir, boşalmak mı ıyhhh da demem, ama arkadaş önümde patlıcan salatası peynir varken de abinin boşalma anı gözümün önüne gelsin istemiyorum. Parasını ödediği rusun neler yaptığını bilmeyi hiç istemiyorum.

bizim adam kalktığında abi laleli mekanlarını tarifelere geçmişti.

Nerede kalmıştık, heh, bana yerşmden kıpırdamamam tembih edildi, bizim ki kalktı. bir baktım bıçak arka masadaki abinin boynunda ve adamın sesi duyuluyor: " benim karım senin boşalma hikayelerinden bir kuple daha duyacak olur ise bu bıçak boğazında".
anammmmm

bizim yan masada 2 adam içiyorlardı sessiz sessiz, bir baktım adamlarda kalktılar yerlerinden benim arka masadakilere: "beyefendi yalnız değil, 3e bir sanmayın" dediler. Ohhh dedim toplu katliam :)
O anda şefim geldi, bizimkinden bıçağı aldı, ben hallediyorum deyim oturttu masaya. Baktım kopmuş halde benimki dedim sağ ol iyi yaptın, adamları duymamak için konuşmaya çalışmaktan anam ağlamıştı. O da bekliyor ki ben yaptığı için arızaya geçicem ve bir de biz kavga edeceğiz. Manyak mıyım içkili adamın üzerine gideyim? Çemkirecek bir dolu gün var nasıl olsa, daha sonra fitil fitil getiririm burnundan :)

Ben tam yemeği hızlandırıp kalkma çabasındayım, listeci abi geldi masaya, abi bir dakika konuşabilir miyiz? tipe bir baktım, kahkayı bastım basacağım, temel reisin yandan yemişi diyelim. Çizgi film karakteri gibi bücürük bir tip, bizim adamın beline ya gelir ya gelmez. Şef tetikte bekliyor. bizim ki süzdü şöyle bir, hadi git işine dedi, kes sesini otur yerine, bu hala abi 2 dakka konuşalım. Şef aldı bunu oturttu masasına, diğer 2si arkadaşlarını gitmeye iknaya çalışıyorlar. Hala laf atıyor bize, başkasının masasını dinlemek ayıpmış :) Yahu kendi sesimizi duyamıyoruz ki, bi alçaltsan sesi...
Neyse, allem edip kallem edip hesabı halledip çıkarttım bizimkini. günün yorgunluğu üzerine ilaç tabii :) Şef geldi özür diliyor, Seden hanım çok özür dilerim, hay allah o bu şu. Ya dedim kebapçıya da damsız girilmez yazılmaz. ama davar giremez yazılabilir. Hepiniz adamın liste sayışını duyuyorsunuz, 2 masa toparlandı gitti, siz kesecektiniz seslerini. 1 saatin sonunda birinin patlayacağı muhakkaktı.

Daha bir dolu konuşma arkası çıktık mekandan, hesaba geldi indirim, özür babında :)

bizim ki önde gidiyor arabada, ben takipte bir de yolda bir halt yemesin diye.
nissan'ın yeni bir zıpır suv çakması aracı çıktı, onu aldı daha yeni kendine. Yoldan da gelen geçen bakıyor, hakkaten acaip şirin bir 4 tekerlekli.
Cadde de trafi durdu, Zara'nın önündeyiz, bir kız da başladı zıplama aaaaaaa cuk cuk cuk diye, arabanın modeli tahmin edin oradan işte :P
Kızda haşlandı bir güzel :) Neymiş o bağırma, karısı kızsaymış ya...
Ben de hep kızarım bu yüzden zaten :D

Traji komik günün traji komik sonu.
Tek iyi tarafı bol bol aptlıcan salatası yedim, hakkat güzel yapıyor namussuzlar :)

Ne öğrendik geceden? türk erkeğinin s.e.k.s. problemi çokkkkkkkkk büyük, çokkkkkkkkk








iş sıktı şimdi...

iş sıktı şimdi 2 satır karalayıp öyle devam edeyim

şimcük, akşam bostancı sahildeki malum kebapçıya gittik yemeğe
bir gece önce atışmışız biraz, eski defterlerden bir iki sayfa açıp hırslanmışız filan karşılıklı
hadi didim, eve yine bir huzur gelsin, akşam işten çıkmadan 9 civarı alo didim adama hadi gel sana yemek ısmarlayayım.
9 buçuk gibi buluştuk, ataşehirden benden daha sonra bostancıya ulaşması ayrı bir komedi tabii. O gelene dek ben mezeleri söyledim, rakısını söyledim, kendime bir bira. Başladım yavaştan demlenmeye. konsepti aileye yakın bir mekan neticede, hiç yoksa 22 senedir filan giderim mekana. bilirim iyi kötü, personel beni tanır daima arada uzun soluklu gitmemezlikler yapsam da. Hepi topu 10 dakika masada tek başıma beklemişimdir, 2 eşlik teklifi geldi. Ulen üstüme başıma bakıyorum, yeşil bir kanvas, yeşil atlet-yeşil hırka, ayağımda düz spor ayakkabılar. Makyaj yok, saçlar 2 günlük. Hani benim bana bakasım yok, dekolte yok ki t-shirt bile giysem severim açıklıkları. Neyse şefiminde yardımları ile savuşturduk adamları.
bizim adam da geldi, ses etmedim olay çıkarmasın diye.
Neyse biz gülüyoruz ediyoruz filan, arka masada da 4 bey içip kebaplarını yiyip sohbet ediyorlar. Sesleri biraz yüksek ama saat olmuş artık 10 buçuk, herkes hafiften çakırkeyif normaldir sesin yükselmesi. Saat 11e gelirken arkadaki beylerden biri kiralanabilir kadınlar ve ilgili meknalar konusunu açtı. diyebilirim ki Milano ve Zurhiteki tüm mekanları öğrendik. Benim adamı biliyorum birazdan arızaya geçecek, şirkette zaten 3 şişe şarabı 3 kişi devirmişler, üstüne rakıyı içmiş, enine boyuna kaba kuvveti de seven bir adamı getirin gözünüzün önüne. Ben de arıza dakikasını bekliyorum artık, zira o alkol derecesinden sonra alıp indirir adamları aşağı, belli. Adamlarda tam benim arkamda ne konuşsalar duymamam mümkün değil. Allahım sana geliyorum.
Benimki kulağını oraya verecek vakit bulamasın diye ömrü hayatımda durmaksızın konuşmayan ben başladım anlatmaya, işten girdim onu bunu derken en son kendisinin giyimi ile ilgili fikirler üretmeye geçmiştim ki bir dakika yerinden sakın kıpırdama dedi. Dedim geçmiş olsun, gecenin sonunda karakol gözüktü, Fikret Abinin telefon yanımda mı acaba...
bu arada size sohbetin gittiği yerleri de anlatmam lazım ki birazdan anlatacağım sahneyi daha iyi düşünün.

Arkamdaki abi bir mekanı ve vizitelerini anlatıyor.
Abicim eğer ortadaki salonda kadın ağzına boşalırsa x lira
Eğer odaya geçip ağzına boşaltırsan y lira
Prezervatifsiz içine boşalacaksan z lira
sürekli olarak bağıra bağıra boşalma diyerek geçen bir uzunnnnnn liste düşünün.
Abi yazık demek ki senede 2 kee "ancak" boşalıyor ki durumu bu kadar duyurma çabasında.

tutucu değilimdir, boşalmak mı ıyhhh da demem, ama arkadaş önümde patlıcan salatası peynir varken de abinin boşalma anı gözümün önüne gelsin istemiyorum. Parasını ödediği rusun neler yaptığını bilmeyi hiç istemiyorum.

bizim adam kalktığında abi laleli mekanlarını tarifelere geçmişti.

Nerede kalmıştık, heh, bana yerşmden kıpırdamamam tembih edildi, bizim ki kalktı. bir baktım bıçak arka masadaki abinin boynunda ve adamın sesi duyuluyor: " benim karım senin boşalma hikayelerinden bir kuple daha duyacak olur ise bu bıçak boğazında".
anammmmm

bizim yan masada 2 adam içiyorlardı sessiz sessiz, bir baktım adamlarda kalktılar yerlerinden benim arka masadakilere: "beyefendi yalnız değil, 3e bir sanmayın" dediler. Ohhh dedim toplu katliam :)
O anda şefim geldi, bizimkinden bıçağı aldı, ben hallediyorum deyim oturttu masaya. Baktım kopmuş halde benimki dedim sağ ol iyi yaptın, adamları duymamak için konuşmaya çalışmaktan anam ağlamıştı. O da bekliyor ki ben yaptığı için arızaya geçicem ve bir de biz kavga edeceğiz. Manyak mıyım içkili adamın üzerine gideyim? Çemkirecek bir dolu gün var nasıl olsa, daha sonra fitil fitil getiririm burnundan :)

Ben tam yemeği hızlandırıp kalkma çabasındayım, listeci abi geldi masaya, abi bir dakika konuşabilir miyiz? tipe bir baktım, kahkayı bastım basacağım, temel reisin yandan yemişi diyelim. Çizgi film karakteri gibi bücürük bir tip, bizim adamın beline ya gelir ya gelmez. Şef tetikte bekliyor. bizim ki süzdü şöyle bir, hadi git işine dedi, kes sesini otur yerine, bu hala abi 2 dakka konuşalım. Şef aldı bunu oturttu masasına, diğer 2si arkadaşlarını gitmeye iknaya çalışıyorlar. Hala laf atıyor bize, başkasının masasını dinlemek ayıpmış :) Yahu kendi sesimizi duyamıyoruz ki, bi alçaltsan sesi...
Neyse, allem edip kallem edip hesabı halledip çıkarttım bizimkini. günün yorgunluğu üzerine ilaç tabii :) Şef geldi özür diliyor, Seden hanım çok özür dilerim, hay allah o bu şu. Ya dedim kebapçıya da damsız girilmez yazılmaz. ama davar giremez yazılabilir. Hepiniz adamın liste sayışını duyuyorsunuz, 2 masa toparlandı gitti, siz kesecektiniz seslerini. 1 saatin sonunda birinin patlayacağı muhakkaktı.

Daha bir dolu konuşma arkası çıktık mekandan, hesaba geldi indirim, özür babında :)

bizim ki önde gidiyor arabada, ben takipte bir de yolda bir halt yemesin diye.
nissan'ın yeni bir zıpır suv çakması aracı çıktı, onu aldı daha yeni kendine. Yoldan da gelen geçen bakıyor, hakkaten acaip şirin bir 4 tekerlekli.
Cadde de trafi durdu, Zara'nın önündeyiz, bir kız da başladı zıplama aaaaaaa cuk cuk cuk diye, arabanın modeli tahmin edin oradan işte :P
Kızda haşlandı bir güzel :) Neymiş o bağırma, karısı kızsaymış ya...
Ben de hep kızarım bu yüzden zaten :D

Traji komik günün traji komik sonu.
Tek iyi tarafı bol bol aptlıcan salatası yedim, hakkat güzel yapıyor namussuzlar :)








Friday, December 3, 2010

Öyle bir gün ki...

Öyle bir gün ki...
Bittiğine sevinsem mi? Üzülsem mi bilmiyorum...

bir de not düşelim, biz bugün Evrim Hanım ile ilk telefon görüşmemizi yaptık
Tarihe not olsun :D

Yumurta, Tavuk, Hava

Yazacak dünya kadar şey varken yazmaya kalkıp bir bok bulamamak böyle birşey..Cümle kurasım yok aslında..
Yorgunum,Yoğunum,keyifliyim ...hiç keyfimin olmadığı anlar da yaşamıyor muyum..aman boşver..

Thursday, December 2, 2010

Başlarım işine

Yemek yerken 2 satır çiziktireceğim evet
Üstüne bir de ciddi şeylerden konuşacağım.

Hani dün nihahahoooo yazım ya... Eve dönerken trafikte bol bol düşünecek zamanım oldu.
Kazık kadar oldum, kimler geldi kimler geçti, neler yaşadım, neler gördüm, neler dinledim ama göz önündeki tek bir gerçek bu kadar şaşkına çevirmemişti beni.

Ortak iş yaptığın, birbirinin yüzünü görme şansını facebook dışında bulamayacağın yaklaşık 2300 km ötenizde biri bir iki iltifat ile sizi mutlu ediyor, yetmiyor google ile araştırıp çiçek yollayacağı yeri bulup, bu işte seni çok üzdüm hadi gül biraz yazıp size yolluyor....
Ve siz maymun gibi mutlu oluyorsunuz, çünkü hayatta ne olursa olsun azıcık şımartılmak kadar ruhunuza hiçbir şey iyi gelmiyor.

Dönem dönem çok ruhum okşanmıştır, geçen sene ki doğum günüm mesela, ya da elixir beyin bana getirdiği makaronlar... Uruk beyin çiçeği... ya da krep pastaları... ya da seneler önce sadece bıkkın ses tonumdan beni çıkarmak için elinde bir dilim cheesecake ile gecenin bir vakti şirket kapısında arabaya yaslanmış, tanıdık pis gülüşü ile beni bekleyen adam... Yemek yaparken müzik dinlemeyi seviyorum diye piyanonun başına oturup sofra hazır diyene dek çalan adam.
yine seneler önce ben seviyorum diye İstanbul'a her gelişinde jumbo karidesleri, künefeleri taşıyan adam. Fenerbahçe parkında parasız günlerde elimizde bir şişe şarap ve plastik bardaklar ile beni güldüren adam. 70lerin sonunda ramazanda canım çektidiye istanbulu kazan kepçe dolaşıp hellim bulan babam. Her gelişinde alameti farikamız nutella ve sıcak ekmek ile gelen ortaokul arkadaşım (bugün bile).

Ben dün zarafetin anlamını tekrar düşündüm. Gönül almak isteyenin illa ki bir yol bulacağını gördüm. biraz güzel söz ile tüm sinirimin yorgunluğumun nasıl uçup gittiğini, yüzümün nasıl güldüğünü gördüm.

2011'den herkes bir şeyler isteyecek, birilerine bir şeyler diyecek ya, ben hem kendim hem çevrem için zarafeti dileyeceğim...
Sizi güldürmek isteyeniniz bol olsun



Not olsun

Bugün seneler sonra saat 12 olmadan 1 paket sigara bitirdim.
5'ten beri çalışıyor olmam mazeret olmamalı.
Kendimi kınama günü bugün!!!

Tuesday, November 30, 2010

Nihahahahahha

Tek şey söylüyorum:

İtalyan erkekleri ile çalışmayı çokkkkkk özlemişim
İlaç gibiler walla nihahahhahoooooo

Nihahahahahha

Tek şey söylüyorum:

İtalyan erkekleri ile çalışmayı çokkkkkk özlemişim
İlaç gibiler walla nihahahhahoooooo

Monday, November 29, 2010

Özet yapayım çıkmadan

Saat bildiğimiz 10
ben şimdi çıkacağım işten
Efenim bugünün en mutlu ve kutlu haberi, izne çıkan hamilemiz ile artık aynı odada olmayacağım.
Organize bir işler çevirerek kendi,me oda arkadaşı edindim, odanın şekli ona iş arasında değiştirildi
hafta sonu badana ve boya oluyor
yayla gibi odada tıkış tıkış olma dönemi kapandı.
Pek af edersiniz azimle sıçan taşı deleri gerçeğe çevirdim.

sonra, hamilemiz aman x bey ben tüm mailleri evden de kontrol ediyorum palavrasını boşa çıkarıp, bir fırçaladım yine patron önü.
azucuk cinlerim dağıldı.

burnumun dibindeki bu elixir ve uruk kişisi bana ilaç için bir tost yollamadılar kendilerine konu ile ilgili ağladığım halde.
Saat gecenin 10u ve ben hala açım, kısmet eve gidip çorba içeceğim.
Neyse ben gidiyorum, bugünde eksik kalsın yazım, nasıl olsa elixir bey madalya takmıyor blogu aktif tutuyorum diye.

Uykum gitti

okudukça uykum kaçıyor
kabusun bitişi de olabilir
her yerin ele geçtiğinin kanıtıda
okuduğum hiç birşey yeni değil
ama ilk kez dünyanın bu kadar gözü önünde
sabah kim ne diyecek, neyi nasıl savunacaklar?
soruşturmalar açılacak mı?
Tekrar yarından korkmayacağım günler gelecek mi?

Ankara Büyükelçiliği'nin belgesi, Erdoğan Antalya Belediye Başkanı'ndan ricası üzerine tramvay hattı inşaatı ihalesinin Sadık Albayrak'a verildiğini söylüyor. (Sadık Albayrak burada yazdığına göre Erdoğan'ın oğlunun kayınpederi)

Moskova'daki Amerika Büykelçiliği'nin Putin ile Berlusconi ilişkilerine dair analizlerinde de Erdoğan'ın kızının kocası ortaya çıkıyor.İtalyan şirket ENI nin projeyi yürüttüğünü, ve lokal ortağıyla (Büyükelçilik'in bilgisine göre Erdoğan'ın damadı) beraber Rusya'nın desteğine ihtiyaç duyduğunu yazıyorlar.

Ayrıca Türkiye ile İran arasındaki enerji ortaklığında da Türk ortak, Erdoğan'ın İmam Hatip'ten sınıf arkadaşı olduğu söylenen Sıtkı Ayan.

Sunday, November 28, 2010

Magazin


Evlenmeden önce ki sevgili ile kankilik hali
basından önce eatandlifegurus'ta :)

Öncesi için bkz.:


Ay çok güldüm...

ecevahapogluHayatımın aşkını & ruh eşimi bulmuşum, wikileaks tweetlemek zorunda değilim; kimse kusura bakmasın :)

aman kaç sen allah korusun tercüme isterler
sen önce oku çevirileri, sonra ahkam kesersin

It's hard out there for a pimp

1. ay lav terrence howard
2. You know it's hard out here for a pimp
When he tryin to get this money for the rent
For the Cadillacs and gas money spent
Because a whole lot of bitches talkin shit
Will have a whole lot of bitches talkin shit
3. 2006 oscar - müzik
4. yumurta kutuları yaratıcı zeka ürünüdür, hiç tartışmayalım
5. izlemeyen kaldı ise diye preview aşağıda






son olarak ay lav terrence

Yanıyor...

Sene 1981, annem Dalyan'da çalışıyor. Arada gidiyorum onunla işe. Benim olduğum günler lüks mevkide gidiyoruz, Murat'tan alınan portakallı kurabiyeyi yiyorum yanında çay ile. Haydarpaşa'ya gelesiye silip süpürüyorum. Haydarpaşa'da inenler hep ilgimi çekiyor.

Sene 2003 veya 2004. Denizli'ye gitmem gerekiyor nerede ise her hafta. İran'a otomobil camı satıyorum. Üreticiyi denetlemek için her hafta bir yolculuk. Uçak saati uymuyor benim programıma. Her hafta 2 gece trende uyuyorum. Klostrofobik olmama az kalmış. bir hafta bir türlü trende yer bulanamıyor. Şirketteki müdürlerden birinin akrabası çalışıyor demiryollarında. Kalkıp berbaer gidiyoruz, bana bilet ayarlanacak. o zaman çıkıyorum Haydarpaşa'nın ofis katlarına, hayran oluyorum. Manzara ayrı, içerisinin güzelliği ayrı.

Sene 2010, günlerden 28 Kasım, saat 16,25.
En sevdiğim kırmızı tüylü örtüm dizlerimde, lap top kucağımda, bağdaş kurmuşum tvnin karşısına. topaç yanımda yalanıyor, o güzelim Haydarpaşa'nın yanışını seyrederken bunlar geçiyor aklımdan.

Kadir kıymet bilmemenin, korumayı bilmemenin, niteliksiz işçi çalıştırmanın, yanlış malzeme seçiminin, yapılan işe önem vermemenin sonucunu seyrediyorum. İşini gereği gibi yapmayan, öğrenmeyen, öğretmeyen, eğitimi çok gören, eğitime önem dahi vermeyen o zihniyete küfürler ediyorum.

Borç çorbası desem deel

Hani bazı gün her bir şeyden birer-yarımşar kalır ya dolapta.
dün öyle kalanların hepsini bir poşete topladım. Dedim yarın kafam çalışır olur bunlardan da bir şey.

Yediğime içtiğime dikkat etmeye çalışıyorum. Her gün tüm besin gruplarını alayım, tüm renkli sebzeler insin mideme derdindeyim. Baklagiller, balık, tavuk hepsi sıra ile geçsin kursağımdan istiyorum. Ofiste öğlenleri ise tam bir azap. Her gün yemek sepetinden bu dengeye uygun yemek seçeceğim diye anam ağlıyor. Hafta da bir kaç gün evden beslenme çantamı yapmaya çalışıyorum. Termosta en azından her gün çorba götürmeye ise kesin dikkat ediyorum.

Sabah açtım dolabı,aldım artıklar poşetimi: 2 mantar-1 havuç-1 kırmızı biber-1 adet kemik-1 kabak (hani şu güdük şişkolardan)
Erzak dolabında kırmızı mercimek kalmış 1 parmak, kavanozunu yıkamak lazım.

Aldım minik tenceremi, soğan sarımsak hoppp, zeytinyağlıkta dibini bulmuş, anca bir çorba kaşığı, hadi seni de yıkamak lazım dedim, boşalttım tencereme, başladılar pişmeye, o arada küplendi sebzeler, pıt içeriye kavrulmaya. o arada mercimeğimi yıkadım, sebzeler kokularını salarken mercimekte döndü az birşey beraber. kemiğimi de attım içine, boca ettim suyu, aaaa tek domates kalmış, onu da kabukları ile bir kaç parçaya bölüp içine. Piştiler usulca, sonra malum bızzzzttttttt. yemek için tabağıma koymadan bir kaç baby ıspanak elimle paralandı, üzerine sıcak çorba, ne canı var ki ıspanağın? Zaten sevmem sümük gibi pişmişini.
bir dilim ekmek kızarttım yanına.
Ohhhhh mis, vucudum bayramda geçte olsa.

Deli gibi çalışmanın sonucu patrona süpriz bir 500.000 € ciro kazandırdım. Pek mutlu, dün telefonda konuşuyorduk ya çok teşekkür ederim Seden, inadınla aldın işi dedi. Ben geri dönüyorum patroncum, seneye bunlara ufak iş diye bakacağız dedim :)
Bugün güya hiç iş yapmayacaktım, iş şeytanım dürttü yine, çalıştım 1-2 saat.
Be happy!

Aşmışsınız arkadaş...

Saturday, November 27, 2010

Vallahi Evrim için :)

Pazartesi: köfte - püre - brokoli çorba- cacık

Salı: Dil balığı - salata - zeytinli ekmek

Çarşamba: kıymalı Red beans-pilav- turşu

Perşembe: (sarı-kırmızı-yeşil biber-pırasa-sarımsak-lahana) jülyen kesilip çevrilecek, kıymalı makarna-cacık

Cuma: deep freezeden önceden sardığım etli yaprak sarma pişecek - beyaz peynir ve maydanozlu kelebek makarna

Cumartesi: ızgara tavuk - pilav- yoğurtlu kavrulmuş sebze - yoğurt çorbası

Allah aklı vermiş, kullan be kadın


Büyükkkkkk insan Ece Vahapoğlu'na olan sevgim malum.
Ya benim kafam pek fazla çalışıyor, ya da benim kafam hiç çalışmıyor ve hanımefendi görmediğimi görüyor. Hani kendisine olan kıskançlığımı (!) bir kenara koyalım ve hep beraber bakalım.
Şimdi hanımefendi (hastasıyım hanımefendiyi maksadı dışında kullanmanın) demiş ki :

tıklıyorum linke:

ulen okuyorum okuyorum, adamlar sadece alt alta ikisinin yazısını vermiş.
yorum yok, bir şey yok.
nasıl hak vermişler arkadaş kadına? nerede vermişler? kim vermiş? ne zaman vermişler?
niçin vermişler? ne vermişler?
5n1k yı çözün allah muhammed aşkına benim için.

dip not: kıskançlığım kendisine bildiğiniz gibi deelllllllllll. kendimden utanıyorum

Friday, November 26, 2010

Cuma..

gece çalışması 1de biten gecenin sabahı 6da başlarsa...
7 de başlayan ofis saatleri ancak şimdi mi durulur?

ama nasıl özlemişim böyle ben gibi çalışmayı
hele artık işimi karıştıran yok, beni geri çeken yok
bi atlar bi ben
4 nala koşuyoruz
çok şükür!

biraz bloglara bakınıyordum, bu fotoğraf ile mest oldum
sonra da dedim keşke bi sıcak kahve ve lussekatter verseler elime.
Nasıl keyfim tam olurdu
Acep denesem mi yapmayı yarın?

Cuma..


gece çalışması 1de biten gecenin sabahı 6da başlarsa...
7 de başlayan ofis saatleri ancak şimdi mi durulur?

ama nasıl özlemişim böyle ben gibi çalışmayı
hele artık işimi karıştıran yok, beni geri çeken yok
bi atlar bi ben
4 nala koşuyoruz
çok şükür!

biraz bloglara bakınıyordum, bu fotoğraf ile mest oldum
sonra da dedim keşke bi sıcak kahve ve lussekatter verseler elime.
Nasıl keyfim tam olurdu
Acep denesem mi yapmayı yarın?

Wednesday, November 24, 2010

Sabah..

Sabah yediye on kala yemeyen içmeyen müşterim başlattı günümü

vurdum kafayı yattım akabinde. 9da kalktım, 9.10da cıktım evden, 10da ofisteydim.

arabada beşiktaş cd si kalmis, bende ööööllllleeeee bi havaya girmişim
taktım cd yi, açtım camı, güneş vuruyor, taktım gözlüğümü, eşlik ede ede gidiyorum.

Bir baktım bir ara bi amca dehşetle beni seyrediyordu.
Ne var ki, seviyorum takımımı, allah allah....

sizde dinleyin coşun, coşturun...

Tuesday, November 23, 2010

ilk sosyal medya uzantım..Twitter ...

Teşhirciliğin bu kadarı olabilir sevgili okuyucu..
O diil de bu twitter'da yazan insanların çoğu kendini halka seslenen politikacı sanıyor şaka gibi..
Bir de Kanaat Önderi kıvamına gelenler var onlar da ayrı..
Benim adresim belli www.twitter.com/elixmix2019
Acaba 140 harfle konuşma yetisini kazanmak nası bişi..ya da dağarcığı bu kadar olmak..hmm

2 toplantı bitti, next....


** alemin kralı geliyoooooo, geliyoooo, geliyooooo oooooooooooo

last 69 daysssssssss


** http://www.nicepackageblog.com/ buradan bir sürü fikir alıp, sonra alışverişe çıkıp, sonra yılbaşı hediyeleri yapmak istiyorum. Mesela küçük çuval bulsam içine mini çikolata-şampanya-kadınlara oje el maskesi vs-erkeklere traş köpüğü filan-prezervatifler-doğum kontrol hapları koysam-oyun hamurları filan üzerine de böle cici bici mesajlar yazsam

Monday, November 22, 2010

Saat 20.20

ve ben daha ofisi terk edemedim.
diyeceksin e neden yazarak vakit kaybediyorsun, çünkü printerdan çıkan 350 sayfanın bitişini bekliyorum.
Beklemesem olur mu? olur tabii, ama bugünün işi bitmediği için yarın daha büyük bir yığın gelir önüme. Yarının tüm gün toplantılarla geçeceğini düşünürsek, yarından hayır gelmeyeceği için çarşamba gecesi de zehir olur.
Ha bugun çalışınca çarşamba zehir olmayacak mı?
Şiddetle muhtemel olur, ama perşembe belki?

Ya işte böyle bir kısır döngü, sporda olmam gereken saatte burada popo yassılaştırıyorum.
ama ben hayri pıtırı seyretmek istiyorum.
sonra masaj yaptırmak istiyorum, efendime söyliyim anneme gitmem lazım, sonracığıma elixir ve uruk beyler ile içmek istiyorum, evrim hanım ile yüz yüze görüşmek istiyorum, suratımda kara noktaalr dağ olmuş cilt bakımı istiyorum, sonra doktorum bu ara yine bir göz atacakmış bana, liseden bir iki arkadaş gel lan artık diye rest çekti falan filan.
saat oldu 20.27
daha cevap verecek 3-5 mail var, ben işe dönüp onları yazayım en iyisi.
önce bir bardak kola alayım ama.
badem yedim de, ağzımın tadi bozuldu. yok aslında bademden değil, bir şey okudum ona bozuldum. Kezban bile değilmişim. ne hoş be yaw...

haaa bir de çok güldüm, bizim adamla biz ayrı iken onunda pek güzide bir hanım kızımız ile ilşkisi olduydu. allah için hoş kız, kuyumcu kızı, bir bankada iyi pozisyonda, xxxxxx manager kendisi.
6 ay bizimkini toparlamak için excel tablolar yapmış :)))) yemek seçenekleri için bile, valla bak.
hani dalga geçeceğimi sanmasa, açacam telefon güzel yavrucugum diyeceğim, adam toplamak tablolarla olmuyor, keşke olsa, neler döktürürdüm ben :)
bizim adam sebze yemez, ama yediğini anlamazsa yer. Pırasayı mesela soğan diye kakalarsın, havucu rende yapıp öldürürsün, kereviz patates olur. Lahana vs sebzeyi vokta şekilli kesip yaptığın sürece kakalarsın. Çok mu mızmız etti, domates sosunu yaparken atarsın tüm sebzeleri, 2 bıztttt anlamaz yer. güzel kızım sana el blendırı, robot vs her şeyi bıraktıydım, accuk pratik zeka çalıştırsan hepsi olurdu.
ayrılma sebepleri de beni unutturamaması imiş :) buna af edersiniz popom ile güldüm. Tablo yapasıya aksiyon yapsaydın valla 3 gün sürmezdi unutturmak. yeni nesil tın tın şekerim. hoş iyi yapıyorlar, ikiye ayrılsan bazı sonuçlar hep aynı.
oooo saat oldu 20,36, ben kaçar


Sunday, November 21, 2010

Bildiğin kurufasulye işte

Deep freeze bakıp duruyorum
Kalan azıcık fasulye.
Hadi dedim, bitsin artık, yenisine yer açılsın.
Dolabı açtım az bir şey artık sucuk, sucuk Beeves'ten. Denemedi iseniz deneyin, Dükkan'a 10 basar. Hem eti, hem yan ürünleri. dilerseniz orada yiyin, dilerseniz çiğ alıp eve. İthal et falan filan derken çok kasaptan elimi çektim, Beeves hala gönül rahatlığı ile aldığım yer. Tembel günler için köftelerinden de alıp atın buzluğa. Pınarın soya kırıntılı katkılarına verdiğiniz para ile aynı.

domatesimiz var, hmmm güzel chili, akşamdan kalan yarım kırmızı dolmalık, bir de küçük soğan alınırsa tamamdır bu iş.
Önce sucuklar minik kesilip atıldı tencereye, yağlarını sala sala pişiyor, o arada soğan küp edildi hooop içine. Ekstra yağa gerek yok. O arada kalan biber küp oldu, hoop onlarda atladılar tencereye. Blender alındı, biraz biber salçası, 2 domates, tuz, chili, karabiber, bzzzttttt su oldular.
fasulye tencereye, ardından domates suyumuz.
mum alevinde takıldılar uzun süre.
Fasulye zaten pişmişti, ayrıca suya ne gerek?
Pişince iki minik güvece, akşam olunca ısınmak için fırına girip daha da helmeleşecekler. Pilav ve cacıkta tamam. Çıkıp ekmek almak lazım, ama daha sonra.
Ben Dragon's Den'i seyretmeye. 2 aftalık birikmişim var.

Sıcak

Kasım'ın bitmek üzere olduğuna inanmak zor.
Geceleri hala açık cam ile uyuyorum; ya da uyumak için bir çabam oluyor diyelim.
Geceleri sessizlikte sesini duydugum bir kuş var, gece 2-3 gibi tam sessizlik başlayınca başlıyor ötmeye. Arkadaşım oldu :)
Bugün sanki biraz daha serince, bayram/tatilin bitmesinin huzuru var sanki üzerinde.
Bugün çalışmayı bıraktım artık. Sadece yıkanıyorum, televizyona boş boş bakıp bir şeyler atıştırıyorum, okuyorum.

Saturday, November 20, 2010

Haddini bilmek

Basit ama etkili örnek:

- (Mehmet Ali Erbil, Güner Ümit gibi ünlü isimlerin gafları yüzünden ekrana ara vermesiyle ilgili) Bu kadar değerli isimlerin benim yaşım kadar meslek hayatları var. O yüzden bu konuyla ilgili yorum yapma hakkı benim değil halkındır.

Friday, November 19, 2010

Mezar şart

mezarı olsa, aklıma estikçe gider, toprağını kabartır, dertleşir dönerim
o bile yok...

sabahlar... cambaz... walking...güller




Son günler...

bayram-tatil denen günlerin sonuna geliyoruz neyse ki...
bir gün güneşi fırsat bilip yürüyeyim dediğimde, suratım nasıl kötü ise, ben daha evden çıkamadan geldi almaya. süpriz, gidiyoruz dedi.
Uzunya'ya gidildi yine.
Güneşli İstanbul'dan sanki İskoşçya'ya ışınladılar. Sisler altında balık.
Uzunya'nın bildik orta güzellikte mezeleri, orta güzellikte balıkları.
Sessizlik ve tahta masalar olmasa gidilir mi uzunya'ya? gidilmez.
Bundan epey seneler önce gittiğimizde çok aşıktık biz, ellerimiz ayrılmazdı, güven vardı, gülüşler vardı, umutlar vardı, bekleyen güzel gelecekler vardı.
o günleri andık biraz, güldük halimize...
Bambaşka insanlar olmasak bile, yola çıkılan yerden çok uzaktayız, çok başkayız.

3-4 bira çarptı beni. Sarhoşluğun verdiği rahatlık, günlerdir masanın başından kalkmadan/kalkamadan çalışmanın yorgunluğu filan derken iyi geldi.
Ertesi sabah, caddeye inip birer kahve bile içip gülüştük. tuhaf geldi. Arkadaşlığın başka bir boyutu, özeni farklı, korkusu farklı; ama bir yapmacıklık var hep içinde.

Önümüzdeki ay endometriosis tedavisi başlayacak. ağrılar azalacak, hatta yok olacak diyor doktor amca. 2 gündür beni yerden yere vuruyor ağrılar, karnımda su torbası, yanımda ağrı kesiciler, gevşeticiler... akşam içtiğim ilaç sayısını unutup 2 kadeh şarabı yuvarladım, bir baktım başım döner, midem bulanır. Güzelim '99 Tempranillo çıktı tabii gerisin geri. Halbuki nasıl kadife gibi kaymıştı.

Uzunya'da ne çok cocuklu çift vardı... Ne çok çocuk ağlaması, ne çok şımarıklık, ne çok kapris. diğerlerine inat efendiliğinden ödün vermeyen bebekler ve minikler.
Hele Selim adında tahmini 8 aylık bir bebek bizi hayrete düşürdü. Kucağına gitmek istediği herkesi göz hapsine alıp, kahkahalar atarak ilgilerini çekip çağırdı mutlaka yanına; her gittiği kucakta bir sarılmalar, bir cilveler... 5 saat boyunca bir kez bile ağlamaz mı bir bebek? altını kirlettiğinde anneye acıklı bakışlar ve mırıldanmalar.

bir yandan tercümelerim, ne kadar derseniz bildiğiniz bir migros poşeti dolusu sayfalar :) yarısı bitti, yorgunluktan gözlerim kapanmazsa cumartesi akşamına bitirip pazar dinlenmek istiyorum.

Wednesday, November 17, 2010

Bayramın 2. günü

5te başladı gün
uyuyamıyorum
elixir bey'e döndüm

keşke hiç tatil olmasa, her gün iş olsa
ve aklımdan hiç bir şey geçmese
bir şey özlemesem, bir şey hatırlamasam
hafızamda iyi kötü ne varsa silip, ormana atsalar beni
sıfırdan başlasa her şey

ben işime geri döneyim, kendini dinlemek tehlikeli zira...

Tuesday, November 16, 2010

Bayramın 1. günü

Sabah 7de kalk
kahvaltı et
gazetelere bak
adamı kaldır
yedir, işe gönder
tatil ofisim olan yemek masasına geri dön
çalışmaya başla
3te cinnet geçir
kalk yıkan
dışarı çık, hava al, colan bitmiş al, sigara al
eve dön
çalışmaya devam et
müşteri bağla
elixir ve uruk beylere bayram maili at, ellerinden öp
post yaz
çalışmaya devam et
1 gibi yatmaya çalış, zira sabah yine 7de kalkıp çalışmaya başlamak lazım
nokta

ha bir de yemişim 9 gün tatili
bana değil lan o tatil!!!!!

Monday, November 15, 2010

2011'e x kala

2011 e kaç gün kaldı?
45 filan değil mi?
Aya gitmeyi filan geçtim, eller nerelerde...
Karşımda mba yaptım diye oturup, züktürüp giden şahıs var ya: hah işte o şahıs excel namına tek bir şey bilmiyor

ilkokuldan bir bebe çeksem, yapması gerekeni 50 kez yapardı
Sana geliyorum rabbim
İçim şişti